2011 Polo 6R 1.2 TDI Bluemotion Uzun Dönem İnceleme

İncelemeyi Beğendiniz mi?

  • Evet

    Kullanılan: 10 100.0%
  • Hayır

    Kullanılan: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    10

Abdussamed

Senkromeççi
Katılım
28 May 2019
Mesajlar
6
Panpa puanı
14
Yaş
38
Marka
Volkswagen
2011 Model POLO 6R 1.2 TDI BLUEMOTION
(2 YIL/65.000 KM DEĞERLENDİRMESİ)
(2013)


Evet, aracı alalı 2 yıl ve 65.000 Km yi tamamladık sayılır. Esasen tam olarak 22 ay kadar oldu bayinin kapısından çıkaralı. Araçla ilgili kayda değer kanaatler edinmemize yetti bu süre. Detaylıca başlamadan önce, daha önceki değerlendirmelerimde belirttiğim gibi ben bir otomobil duayeni değilim, sadece hobi olarak otomobillere ilgi duyan bir kasap olduğumu dikkate alarak değerlendirmelerimi okursanız sanırım yaptığım hataları biraz daha insaflı değerlendirirsiniz… J Mümkün olduğunca tarafsız ve bu araçla ilgilenen kullanıcılara fikir verecek nitelikte değerlendirmeler yapmaya çalışacağım.

İHTİYAÇ ve ARAÇ SEÇİMİ;
Daha anlaşılır olması açısından yine değerlendirmelerimi belli başlıklar halinde yapacağım. Öncelikle aracın genel özelliklerinden ve edinme hikayemizden bahsedeyim. Aslında kalabalık bir aileyiz ve başka araçlarda kullanıyoruz, bize ayak işlerine koşturacak bolca km yapacak, pratik ve gayet tabi ekonomik bir B segmenti araç gerekli olduğunu düşündük. Petrol fiyatlarının sürekli yükseldiği, benzinin litresinin yaklaşık 5,00 TL olduğu bu günlerde, kayda değer yol yapacak bir araçta, şüphesiz aradığımız başlıca şeylerden birisi kullanım maliyetlerinin düşük olması idi… Dolayısıyla 2011 yılında makul yakıt tüketimi ile ön plana çıkan B segmentindeki dizel araçlar öncelikli alternatiflerimizden oldu. Fiesta, Polo, Corsa, Yaris gibi nispeten piyasada kabul görmüş bilinen B segmenti araçlar arasından seçim yaptık diyebilirim.
VW grubunun tedarik süresi diğer markalara göre uzun olduğu için, beğendiysek te Polo almayabilirdik, ancak satın aldığımız bayi (ÖZSA KAYSERİ) yaklaşık 10 gün içerisinde istediğimiz model ve renkteki Polo’yu teslim edebileceğini söyleyince bir Polo sahibi olduk. Şayet bu süre uzasaydı muhtemelen şu an dizel bir MK7 Fiesta kullanıyor olacaktık. Zira kullanacağımız bir araç lazımdı ve her ne kadar Polo’yu beğensek de ihtiyacımız olan bir araç için 1 ay ya da daha uzun bir süre beklemek bizim için pek mantıklı gözükmüyordu.
Şunu belirtmeliyim; bu segmentte adı geçen araçlarda teknik açıdan kalite olarak çok büyük farklar olduğunu halen düşünmüyorum. Ancak özellikle satış sonrasında ki bir takım detaylar seçimimizde yardımcı oldu. VW grubunun marka algısının adı geçen diğer araçlardan nispeten iyi olmasının etkisi var şüphesiz; bunu şunun için söylüyorum aracı 4-5 yıl kullandıktan sonra 150-200 Bin Km civarlarında satmak istediğinizde aracın ikinci el değerinin yerlerde olması ve talep görmemesi eminim hiçbir kullanıcının hoşuna giden bir durum değildir. Ayrıca araç satarken “Bazıları Zor Satılır” fikrine katılmıyorum, her şeyin bir fiyatı vardır sadece biraz daha ucuz satmaya razı olduktan sonra her aracın bir alıcısı bulunur. İkinci elde VW grubunun daha talep gören bir marka olduğunu söylersek sanırım diğerlerine haksızlık etmiş olmayız. Bir başka neden de belki subjektif bir kanaat olacak ama; başarılı marka algısı sebebi ile VW grubu bir araçta, bir nebze daha sorunsuz bir mühendislik olduğu ve yaşanabilecek muhtemel ciddi problemlerde satıcının kullanıcıyı çok üzmeden ürünün arkasında durabileceği ile ilgili bir algıya da sahibim. VW nin otomobil konusunda dikkate değer sürede bir geçmişinin ve kayda değer başarılarının olması bu algımın oluşmasında etkilidir sanırım. Bu arada bir VW fanatiği olmadığımı özellikle belirtmemde yarar var sanırım, maalesef bazı arkadaşlar (yapılan şakaları kastetmiyorum) yazılanları tam olarak okumadan marka fanatiği yaftasını yapıştırmakta pek bir maharetliler. J Bir örnek vermem gerekirse; Örneğin şirketimizdeki hafif ticari araç seçiminde Caddy yerine Doblo almış olmaktan ötürü halen gayet doğru tercih yaptığımızı düşünüyorum. Farklı ihtiyaçlarımız için farklı marka/model araçlar da kullanıyoruz demiştim zaten.
Bu modeli alırken 1.6 TDI 90 Ps Comfortline Polo modeli ile bizim aldığımız araç aynı fiyatta idi, 90 Ps ve daha yüksek hacimli motorun sürüş keyfinden vazgeçerek Bluemotion donanımlı aracı seçmemdeki etken Bluemotion daki donanımlar oldu. Zira, performans, öncelikli ihtiyaçlarımızdan değildi. Performanstan taviz vererek 1.6 TDI 90 Ps motordan vazgeçince; ESP, ASR, EDL, Yokuş Kalkış Desteği, Start/Stop Sistemi, Hız Sabitleyici, Lastik Basınç Sensörü, Yol Bilgisayarı, Alüminyum Alaşım Jantlar, Ön Sis Farları, Gündüz Farları, Spor Body Kit gibi donanımlar ekstra olarak geldi. Performans odaklı tercih yapmadığım için kârlı bir tercih oldu diye düşünüyorum. J Bu tercihimi zamanla doğrulayan ise cüssesine göre beklentilerimden iyi sonuçlar veren 1.2 TDI motor oldu.


GENEL ÖZELLİKLER;
Her neyse çok uzatmadan değerlendirmesini yapacağım aracın özellikleri ile ilgili kısa bir bilgilendirme yapayım;
Araç 2011 model VW Polo 1.2 TDI Bluemotion (23/06/2011 Trafiğe Çıkışlı)
  • Maksimum 75 Ps Güç (4200d/d) ve 180 Nm Tork (2000 d/d) üretebilen 3 silindirli 12 V dizel bir makinaya ve manuel 5 ileri vitesli şanzımana sahip
Başlıca donanımları;
  • ABS Fren sistemi (Önler Disk, Arkalar Kampana)
  • ESP (Elektronik Stabilizasyon Programı)
  • ASR (Elektronik Patinaj Önleme)
  • EDL (Elektronik Diferansiyel Kilidi)
  • Hill Hold (Yokuş Kalkış Asistanı)
  • Lastik Basınç Sensörü
  • Sürücü ve Yolcu Ön Hava Yastıkları
  • Türkçeleştirilemeyen Yol Bilgisayarı (Anlık/OrtalamaTüketim, Menzil, Sürüş Süresi, Dijital Hız Saati, Sıcaklık, Sürüş Uyarıları v.s.)
  • Hız Sabitleyici
  • Start/Stop Sistemi
  • Ön/Arka Sis Farları, Gündüz Farları
  • Manuel Klima
  • Ön Kol Dayama
  • 15” Alüminyum Alaşım Jantlar
  • Stepne yok (Lastik Tamir Kiti dahilinde 12V Elektrikli Lastik Pompası Koyulmuş)
  • Deri Direksiyon / El Freni / Vites Topuzu
  • Elektrikli Ön/Arka Camlar, Elektrik Kontrollü ve Isıtmalı Yan Aynalar
  • RCD 210 Model 4 Hoparlörlü Radyo/Mp3 Çalar
  • Yükseklik ve Derinlik Ayarlı Direksiyon ve Sürücü Koltuğu (Yolcu Koltuğunda Yükseklik Ayarı Yok)
  • Spor Ön/Arka Tampon ve Marşpiyeller
  • Soğutmalı Torpido Gözü, Sürücü ve Yolcu Makyaj Aynaları
  • Arkada 3 Koltuk Başlığı ve Üçüncü Stop Lambası

KULLANIM / SÜRÜŞ / PERFORMANS
Makinemiz 1.2 Litre TDI 3 Silindirli ve diyebilirim ki aktarma organlarıyla birlikte düşünüldüğünde ağırlıkla ekonomi odaklı tasarlanmış bir otomobil; öyleki Alüminyum Alaşım olmasına rağmen jantlarda bulunan plastik halka şeklindeki jant kapakları bile rüzgar direnci karşısında alınmış ekonomi odaklı bir önlem.
Aracı sıfır Km olarak ilk teslim aldığımızda yaklaşık ilk 7-8 Bin Km ’yi tamamlayana kadar bir tereddüt oluştu. Araç alt devirlerde (özellikle 2000 d/d altında) gerçekten dikkat çekici derecede cansızdı ve gaz tepkimeleri beklentilerimin oldukça altında idi. Bunda şanzıman oranlarının da etkisi vardır şüphesiz ancak acaba 1.6 TDI mı alsaydım diye düşündürmedi değil. 7-8 Bin Km sonra biraz daha yüksek devirli kullanmayı denedikten sonra (Rodaj Muhabbeti ), ilk bakıma yaklaşmamızla birlikte gaz tepkimeleri toparlanmaya başladı, tüketim nispeten düştü ve daha iyi ara hızlanmalara sahip oldu. Ancak bütün bunlara rağmen yine de alt devirler katlanılabilir düzeyde cansız diyebilirim. Mülayim, ekonomik sürüş odaklı ve kurallar konusunda titiz bir sürücü iseniz bu durum çok dikkatinizi çekmiyor bile ancak performanslı kullanmaya çalıştığınızda hem alt devirlerin cansızlığı hem de ekonomi odaklı şanzıman aralıkları sebebiyle hareket alanınızın oldukça dar olduğunu fark ediyorsunuz. 90 Km/H sabit hızla seyir ettiğinizde araç 5. Vites 1600 d/d gibi bir devirde gidiyor, ancak bu devirde tertemiz bir asfaltta uzun süreli kullanımlarda rahatsız eden motor kaynaklı hafif bir vibrasyon ve motor uğultusu hissediliyor. Oysa hızınızı 105 Km/H ‘e çıkararak devir saatini maksimum torkun üretildiği 2000 d/d düzeyinde sabitlerseniz bu vibrasyon ve uğultu büyük oranda ortadan kalkıyor ve motorun daha rahat çalıştığı hissine kapılıyorsunuz, bununla birlikte rampalarda aracın hızını koruyabilme kabiliyeti de artıyor. Ancak ilerleyen cümlelerimde bahsedeceğim ki; bu aracın en ekonomik sürüş hızı kesinlikle bu hız ve devir değil… J
Öyle aman aman keyif verecek direksiyon tepkimeleri yok, sanırım biraz konfor odaklı düşünülerek direksiyon tepkimeleri kasaya çok az gecikmeli yansıyor. Ayrıca elektro hidrolik direksiyon sistemi gerçekten bayanların hoşuna gidecek şekilde oldukça yumuşak ve çok hafif bir direksiyon kullanımı sunuyor. Bu arada emin olmamakla birlikte elektro hidrolik direksiyon ünitesinden geldiğini düşündüğüm bir uğultu mevcut, sürüş sırasında pek fark etmediğiniz ancak araç çalışır halde dururken sürekli hidrolik yada yakıt pompası sesine benzeyen bir uğultu geliyor. Hatta bu ses hangi üniteye aitse aracı ilk çalıştırdığınızda ilk 4-5 saniye daha düşük devirde çalışmaya programlanmış, ardından devrinin yükseldiğini sesinden fark edebiliyorsunuz. Bilemiyorum belki de mazot pompası ya da turbo ünitesi J ne olduğunu çok merak edip araştırmadım ancak bilesiniz ki böyle bir ses var. J Direksiyon tepkimeleri yumuşak olmakla birlikte çok yüksek olmayan süratlerde ani dönüşlerde sınıfına göre kararlı ve fazla salınım yapmayan bir yol kavrayışı var diyebilirim. Kış lastikleri için kullandığımız 14” çelik jantlarda yanağı daha yüksek kış lastikleri kullanıyoruz ve dikkat edince 15” jantlara göre fark edilen bir miktar fazla salınıma sebep olduğunu not düşmemde fayda var sanırım. Süspansiyonları tok bir sürüş hissi vermekle birlikte özellikle yüksek basınç ile kullanılan lastiklerle birlikte pekte yumuşak değil. Sanırım bu boyutlardaki bir araç için pekte yumuşak olmaması daha iyi. Zira uzun yolda 100 Km/H hız üzerinde seyrederken karşı şeritten ve yakınınızdan geçen bir Tır yada Otobüsün rüzgarını çok rahat araç içerisindeki salınım ile hissedebiliyorsunuz. J Düzgün bir zeminde yoldan çıkaracak kadar tehlikeli bir durumdan bahsetmiyorum elbette J ancak yinede B segment de bir araç kullandığınızı unutturmayan durumlar bunlar. Tabi ki süspansiyondaki bu sertlik konfordan taviz veriyor, özellikle bozuk yollarda konfor beklentinizi yüksek tutmamanızda yarar var. Getirdiği yol tutuş avantajı ile birlikte (Trafiğe kapalı J ) ve gerçekten yokuş olmayan bir yolda gazı kapattığınızda 170 Km/H kadar süratlere pekte nazlanmadan çıkabiliyorsunuz. Ardından birazcık daha sabrederseniz 190 Km/H hızları görmeniz mümkün. Daha önce tecrübe ettiğim MK6 kasa 1.4 Tdci 68Ps motorlu Fiesta’lar ile kıyaslayacak olursam, Polo’daki bu motor biraz devirlendikçe kasasını daha başarılı çekiyor diyebilirim. Şanzımana gelince; 1. ve 2. Vites aralıkları oldukça kısa ve hız pek artmadan motor devri çabucak yükseliyor, bu durum küçük motorlu bu araçta düşük viteslerde çekiş kabiliyetini artırmakla birlikte hızınız 30-40 Km/H geçer geçmez daha ekonomik olan 3. Vitesi kullanmaya mecbur bırakıyor. Ama 3. Vitese attığınızda 1. ve 2. Vitese göre gerçekten farklılaşan daha yüksek bir oranla karşılaşıyorsunuz, motor artık daha hızlı devirlenmiyor ve şehir içine göre gayet iyi bir hız kazanıyorsunuz. 4. Vites şehir içinde 65-70 Km/H sabit hızlar ve ekonomik bir sürüş için ideal vites. 5. Viteste 75 Km/H sabit hızda 1400 d/d ile EGR ünitesinin sıhhati açısından tartışılır ancak gerçekten katalogtaki tüketim değerlerini rahat yakalayabildiğiniz ve adeta bir mobilet kadar ekonomik bir sürüş gerçekleştirebiliyorsunuz. Aracın yol bilgisayarında sürekli gözüken seyir vitesi tavsiyeleri, tamamen ekonomi odaklı yapılan tavsiyeler ve değişken sürüş karakterli bir trafikte her zaman yol bilgisayarındaki tavsiyelere uymamanız gerekebiliyor.



Vites ve şanzımandan bu kadar bahsetmişken gerçekten kemikli bir geri vites geçişi olduğunu not düşebilirim. Geri vites geçişindeki minik sarsıntıyı yaşamamak için tam bir dip debriyaj yapmak ve aracın tam durmasını beklemek gerekiyor. Yinede zaman zaman bu sarsıntıyla karşılaşmanız muhtemel. Bu kadar mülayim sürüş örneğinden sonra dikkatimi çeken bir şeyden de bahsetmem gerek; Motor devrinin yüksek sayılabilecek 3000 d/d ‘yı bulması ile birlikte; adeta sizi gaza basmaya teşvik eden ve performanslı bir aracı sürüyormuşsunuz hissi veren çok tatlı bir motor/egzoz hırıltısı başlıyor. Bu tatlı sesin ortaya çıkışı o kadar belirgin ki, bu durum üretici tarafından özellikle sağlanmış düşüncesi veriyor. Şimdilik bu segmentteki en düşük hacimli dizel motor olmasına karşın, çok dik olmayan rampalarda ve araç yüksüz iken bir çok dizelde olduğu gibi motorda çok ciddi bayılma olmuyor ve girdiği devirde bitirebiliyor. Ancak araçtaki yolcu/yük miktarı arttıkça yahut rampa biraz dikleştikçe motor devrini 2500 d/d üzerinde tutmak dolayısıyla bir alt viteste seyretmek daha rahat ve stressiz bir sonuç veriyor. Ani ivmelenmeniz gerektiğinde sık sık dip gaz yapmanız gerekiyor. Düşük motor hacmi sebebiyle gaz pedalının her kademesini fazlaca kullanıyorsunuz. Turbo ünitesi ile hayat bulan bu düşük hacimli dizel motorda, turbo ünitesi gerekli hava basıncını sağlamadan hiçbir performans beklentisi içerisinde olmamak lazım. Daha doğrusu günümüzdeki modern –özellikle- düşük hacimli turbo dizellerin birçoğundaki düşük devir bandındaki gecikme bu araçta da oldukça hissediliyor; 2000 devirlere kadar ne kadar gaza basarsanız basın düşük turbo basıncı kaynaklı kayda değer bir ivme sağlanamıyor. Yüksek hacimli dizel motor kullanım alışkanlığına sahip bir sürücü bu araçta alışkanlıklarından ötürü bir miktar hayal kırıklığına uğrayabilir.
Birazda sürüş pozisyonundan bahsetmem gerekirse; yukarıda belirttiğim gibi yükseklik ayarlı bir sürücü koltuğuna sahip ve yüksekliği en aşağı pozisyona aldığınızda nispeten VW’nin karakteristik alçak oturma pozisyonunu alabiliyorsunuz. Ama koltuğu en aşağıda alsanız bir Golf’teki kadar aşağıda hissetmeniz mümkün değil. Yere yaklaştıkça toplam ağırlık merkezinin de aşağı inmesi sebebiyle küçükte olsa yol tutuşa katkısı olduğunu düşünüyorum. Genel olarak her ne kadar yükseklik ayarsız ön yolcu koltuğu için aynı şeyi söyleyemesem de sürücü için nispeten başarılı bir oturma pozisyonu var.
Arka koltuk kafalarından ortadaki kafalık yukarıda iken, yahut arka koltukta birisi ortada otururken iç dikiz aynası büyük oranda fonksiyonunu yitiriyor. Aracın küçük boyutları ve hafif direksiyonu sebebiyle pratik manevra kabiliyeti şehir içinde park konusunda oldukça avantaj sağlıyor ve dar park yerlerine çok zorlanmadan park edebiliyorsunuz. Kullandığımız araçta park sensörü yok ve işin açığı bu araca taktırmaya da ihtiyaçta duymadık.
Genel olarak çok uzun olmayan şehir içi seyahatler de avantajları daha ağır basan kullanımı pratik ve ekonomik bir araç. Bu arada belirtmeden geçmeyeyim; aracın altı gayet yere yakın denilebilir ve ön tampondaki sportif eklentiler ile birazcık yüksek kaldırımlarda tamponun altını sürtmeniz çok kolay başa gelebilecek bir durum. Hatta araçta ortalama 85-90 kg civarında 4 kişi ve bagaj yükü varken yer yer çökmüş ve oldukça bozulmuş balık sırtı bir asfaltta süspansiyonun etkisiyle aracın altındaki plastik karter korumanın çok hafif asfalta sürtmesini bizzat tecrübe ettiğimi söyleyebilirim. Bu durumu şunun için söylüyorum, daha önce kullandığım hiç bir binek araçta aynı yolda aynı yük ile bu durumla karşılaşacağımı sanmıyorum. Genel olarak aracın altı benzerlerine oranla sanırım daha yere yakın. Frenler ortalama düzeyde ve dozlaması fena değil diyebilirim. Performansın yüksek olmayışı frenlerdeki ortalama kabiliyeti fazla ön plana çıkarmıyor. Ancak 2011 model bir araç olmasına karşın bi dönem kullandığım 2001 model Golf MK4 aracın frenleri kesinlikle bundan çok çok daha iyi ve konforlu ki sanırım bunda Polo Bluemotion’un arka tekerlerinde disk ve EBD (Elektronik Fren Dağılımı) ye sahip olmayışının etkisi var. Dik yokuşlarda Hill Hold (Yokuş Kalkış Desteği) bariz fark edilecek düzeyde birkaç saniye frene basılı tutuyor ancak biraz seri davranarak kalkmak istediğinizde Hill Hold’un devreden geç çıkışını fark edebiliyorsunuz. Özellikle yokuşlarda durup kalkmakta kendine güvenemeyen sürücüler için bir nebze kolaylık sağladığı tartışılmaz ancak araca hakim iyi bir sürücü iseniz varlığı çok şey değiştirmiyor.
Bluemotion paketli araçlarda sürücü koltuğunun altında rejenerasyon ünitesi adında bir batarya sisteminin olduğunu ve start&stop devrede trafikte otomatik stop eden aracın motor çalışmaz iken elektrik kullanımını büyük oranda bu üniteden sağladığını okumuştum. Ayrıca bu ünitenin araç yük altında olmadığında (örneğin yokuş aşağı gaz pedalına basmadan inerken) şarj edildiği ile ilgili bilgiye rastladığımı hatırlıyorum. Herneyse asıl bahsedeceğim durum şu ki araç kullanıcının hissedeceği derecede davranışlar sergileyen komplike bir elektrik sistemine sahip diye düşünüyorum. Hissedilen bir şeye örnek verecek olursam bazen oldukça düşük hızda, düşük ve sabit devirde, gaz pedalı sabit pozisyonda giderken “çıt” şeklinde bir sigorta sesine benzer bir sesle devreye giren bir elektrik sistemi sebebiyle bir an çekişte kesintinin olduğunu hissedebiliyorsunuz. Bu durumun neden kaynaklandığını bilmemekle birlikte, aklıma şunlar geliyor; acaba soğuk havalarda (ki genelde motor soğukken bu durumla daha çok karşılaşıyorum) yakıt besleme sisteminde ekstra bir ısıtma yada yakıt pompasının gücünde bir artış mı sağlanıyor, yahut elektrikli hidrolik direksiyon sisteminin düşük hızlarda direksiyonu daha yumuşak tutması için ekstra elektrik gücüne mi ihtiyaç duyuyor bilmiyorum. Ancak bazen araç rölantide çalışıp hareket etmez iken ve gece farlarınız açıkken bu davranışı farların ışık gücündeki anlık değişimlerden de hissedebiliyorsunuz. Bu durumun hiç olmaması daha yakışırdı ancak yaşanması da kullanım açısında çok ciddi manada bir dezavantaja neden olmuyor. Hatta motor devri yaklaşık 2000 d/d üzerinde seyrederken bunu hissetmeniz olanaksız gibi. Bu durum sıfır aldığımızdan beridir sürekli var. Emin olmamakla birlikte daha yüksek amperli bir akü kullanılsa ve söz konusu ünitenin beslemesinde destek olsa, durum ortadan kalkabilir gibi amatörce bir tahminim var.
Bu arada start & stop sistemi gayet güzel işliyor; vites boşta ve debriyaj pedalından ayağınızı tamamen çektiğinizde, araç hareket etmeyi kestiği an, motor stop ediyor ve ayağınızı tekrar debriyaja koyar koymaz marş basarak aracı çalışır hale getiriyor. Araç gayet sarsıntısız stop edip, çalışıyor. Çok soğuk hava koşullarında, motor soğukken yahut araçta programlanmış istisna durumlarda start & stop aktif olsa dahi devreye girmiyor. İstisna durumlara örnek verecek olursam kısa mesafe ileri geri manevra yaparken otomatik devreden çıkabiliyor mesela. Bununla birlikte otomatik start özelliğinin acemi kullanıcılar için güzel de bir tarafı var, örneğin aracı devirsiz kullanım sebebiyle bir şekilde stop ettirdiyseniz, debriyaja basmanızla birlikte anında motor tekrar çalışır hale geliyor, yani elinizi kontağa atmanıza gerek kalmıyor. Ayrıca özellikle ilk çalıştırmalarda ön yakıt ısıtıcılarının devreden çıkmasını beklemeden marşa bassanız bile araç ışıklar sönmeden marşa basmıyor ve ışıkların sönmesi ile birlikte otomatik çalışıyor. Ya da şöyle anlatayım, marş motorunun döndüğü süre boyunca kontağı basılı tutmanıza gerek yok, hızlıca basıp bırakıyorsunuz ve araç motor çalışana kadar marş motorunu devrede tutuyor ve aracı otomatik çalıştırıyor. Yani çok kısa marş yapıp istesenizde aracı çalıştıramamazlık edemiyorsunuz. Bu arada yararlı bir güvenlik özelliği daha var debriyaja basmadan marşa basamıyorsunuz. J
Hız sabitleyicisi gayet başarılı çalışıyor, ve sınıfı için gayet kullanışlı ve aracı avantajlı kılan bir özellik. Sinyal kolu üzerindeki “+” , “-“ butonlarına her basmanızda sabitleyici ile giden aracın hızını +/- 2 Km/h değiştirebiliyorsunuz. Ayrıca sürekli “+” butonuna basılı tuttuğunuzda sürekli gaz vererek hızlanmaya “-“ butonuna basılı tuttuğunuzda gazı tamamen keserek yavaşlamaya başlıyor ve istediğiniz hıza geldiğinizde elinizi çekip hızı o noktada sabitlemiş oluyorsunuz. Diğer araçlarda olduğu gibi debriyaj ve frene ayağınızı dokunmanız ile birlikte devreden çıkıyor. Gaz pedalına bastığınızda araç hızlanıyor ancak sabitleyici ayarlanan hızda devrede kalıyor, gazdan ayağınızı çekmenizle birlikte araç ayarlanmış hıza düşene kadar yavaşlıyor.

TASARIM & KONFOR & KULLANIŞLILIK
Tasarım konusundaki fikirler biraz kişiye göre değişir olmakla birlikte genel olarak aracın başarılı ve beğenilen dış tasarımı ve çizgileri olduğunu söyleyebilirim. Hatta VW grubunu pek yakından tanımayan bir çok kişi önden bakınca aracın Golf olduğunu düşünüyor. Arka stoplardaki çizgilerin daha zayıf ve küçük kalması bir üst segmentten ayıran en ciddi fark sanırım. Ancak gece arka stop aydınlatmaları gerçekten şık gözüküyor.



Ayrıca BMW 1 serisinin dış tasarımı konusundaki en ciddi eleştiri alan yerinin de arka stoplarının Polo ‘ya benzemesi olduğuna bir çok yerde rastladığımı söyleyebilirim J. Neticede genel olarak içerisi karartılmış ve sinirli gözüken halojen far tasarımının, şık konumlandırılmış A & C sütunlarının büyük etkisiyle kendi sınıfında gayet yakışıklı bir araç olduğunu düşünüyorum.



Ön farların aydınlatması gayet başarılı denilebilir, bununla birlikte yere oldukça yakın konumlandırılmış ön sis farları yakın mesafede gayet başarılı ve görüş açısını (sağ ve sol yönde) oldukça genişletiyor.
Yine aynı sınıfındaki araçlar ile kıyaslayacak olursam nispeten kalın denebilecek ve fazla eğimli olan “A” sütununun etkisiyle sağa sola dönüşlerde görüş alanı alternatiflerine göre sanırım biraz daha dar. Ama bu duruma zamanla alışabiliyorsunuz. Ayrıca bu durum aracın dış görünüşünde başarılı ve hoş bir tasarım avantajı sağlamakla birlikte koltuk biraz yüksek pozisyonda iken inip binmeyi birazcık zorlaştırabiliyor.



Bagaj hacmi; bir Honda Jazz kadar (399 Litre) olmasa da, iki üst sınıf sedan bir Volvo S60’ın 380 Litre bagajı olduğu düşünüldüğünde gayet idare edilebilir boyutlarda (280 Litre). Hele Bluemotion olmayan Polo’larda bir üst kısma konumlandırılmış bagaj zemini, bu araçta bir alta konumlandırılmış ki; bence zaten çok geniş olmayan bagaj için böyle derinlik avantajı sağlamasıyla çok daha kullanışlı olmuş. Ancak Bluemotion olmayan Polo’lardaki bagaj zemini ve kaplaması Bluemotion ’lardakinden çok daha kaliteli. Ayrıca bagajı genişletmek için katlanabilir arka koltuk Comfortline’lardaki gibi 1/3 yada 2/3 şeklinde değil, tamamı tek parça olarak yatırılabiliyor ve tamamen yere paralel yatırılamayan koltukların arka kısmı ile maalesef düz bir bagaj zemini sağlanamıyor.


Koltukların yan destekleri sayesinde sürücüyü kavraması nispeten başarılı öyle ki bu polo’dan inip bendeki eski kasa (“96 model) fiesta aracımdaki yükseklik ayarı olmayan koltuğa oturduğumda sanki sandalyeye oturmuşum hissine kapılıyorum J . Araçta sürücü kol dayamanın olması bu konudaki bir çok kusuru kapatabiliyor. Ancak diğer aracım (2011 model) Golf 6’nın koltuğuna oturduğumda da tam tersine Polo’dan çok daha rahat ve sürücüyü saran bir koltuğa oturduğumu hatırlıyorum. Polo’daki yükseklik ayarını en yukarı seviyeye aldığınızda biraz da boyunuz varsa ( 1.75 üzeri boylarda) başınız tavana değecek kadar yükseliyor ki, sanırım oldukça kısa boylular düşünülerek bu kadar yükselmesine imkan tanınmış.


Arka koltukların uzun yolculuklar için pekte rahat olmadığını söyleyebilirim. Sanırım diz mesafesinden kazanmak için arka koltukların zemini yere paralel değil ve arka kısma doğru alçalıyor.



Arka koltukların yaslandığınız kısmı ile birleşen dip kısımları fazlaca çukurda kalıyor, arka kol dayamanın olmamasının da etkisi ile uzun yolda sabit pozisyonda uzun süre kalmak yorucu. Çok ufak tefek yolcular olmadığı sürece 3. yolcu arka koltukta fazlalık gibi duruyor, şehir içinde çok problem olmasa da uzun yolculuklarda arka koltukta 3. yolcunun daralmadan seyahat etmesi imkansız gibi. J
Ve ses J. Maalesef ses konusu yine benim bu araçta en beğenmediğim taraflardan birisi. Hem motor sesi, hem yol sesi, hem rüzgar sesi. Dizel Motorun rölantide ki ve düşük devirlerde ki sesi, aracın yaşı ve km si arttıkça nispeten bir nebze daha gürültülü hale geldi diyebilirim. Şehir içinde kısa süreli seyahatlerde ses konfor anlamında çok ciddi problem olmasa da özellikle şehir dışı 1-2 saatten uzun sürecek bir seyahate çıktığınızda uğultu sürücüyü ve yolcuları oldukça yorabiliyor. Uzun yolda 100-105 Km/H sabit hızlar motorun en sessiz olduğu süratler diyebilirim. Gerçi 4. Vites 70 Km/H civarlarında motor daha sessiz ancak bu kadar yavaş bir hızda uzun süre seyahat edilebileceğine pek ihtimal vermiyorum. 140 Km/H hızların üzerine çıkıldıkça motorun gürültüsü, rüzgar ve yol sesi ile birlikte karışarak gitgide artıyor. Özellikle dişli asfaltta yol sesi gerçekten rahatsız edici boyutta. Bu aracın bir sonraki kasasında yapılabilecek en mantıklı geliştirmelerden birisi bence kesinlikle ses yalıtımı konusunda olmalı. Benzinlilerin motor sesi konusunda avantajı olsa da yol ve rüzgar sesinin tüm Polo’larda iyileştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zaman zaman şehir dışı seyahatlerde ortaya çıkan, arka sağ koltuğa ait emniyet kemeri mekanizmasının zırıltısına tahammül edemediğimden aracı sağa çekip birkaç kez elimle uğraşarak bu zırıltıyı seyahat boyunca geçici olarak giderdiğimi hatırlıyorum. Birinde de, yine dişli asfaltta, rahatsız edici boyuttaki zırıltının kaynağını 15 dakika aracın göğüs kısmında el yoklamaları ile aradığımı ancak sesin iç dikiz aynadan kaynaklandığını ve küçük bir dokunuşla sesin kesildiğini hatırlıyorum. J Bunlar dışında çok rahatsız edecek boyutta anormal takırtı tukurtularla karşılaşmadığımı söyleyebilirim.
Araç içerisinde kullanılan malzeme kalitesi beklentilerimi karşılayacak düzeyde. Bundan daha kaliteli ve yumuşak dokulu malzemelerin kullanılmasının bu segmentte çok ciddi bir avantajı olacağını sanmıyorum. Sanırım montaj biraz daha başarılı olsaydı kabin içindeki ses konusunda edindiğim kanaatten daha başarılı bir izlenim bırakabilirdi.
Gösterge panelindeki unsurlar gayet basit ve kompakt tasarlanmış. Oldukça okunaklı ve kafa karıştırmayacak kadar basit. Motor hararet göstergesi bu araçta yok. Kullanma kılavuzunda motor sıcaklığı ile ilgili anormal bir durum olursa ilgili ikaz ışığı ile ve yol bilgisayarından uyarılacağınız yazıyor. Yol bilgisayarının alt tarafında dijital yakıt göstergesi konumlandırılmış.



Aracın kliması iş görüyor ancak çok kuvvetli ve hızlı soğutacak kadar güçlü değil. Örneğin 2009 model Hyundai Getz deki bir klima çok sıcak havalarda gerçekten hızlı soğutabiliyorken, hava çok sıcak olduğunda bu araçta içerinin serinlemesi biraz vakit alıyor. Ancak ideal ortam sıcaklığına ulaşıldığında içerinin sıcaklığının korunmasında hiçbir sıkıntı yok. Araç yüklüyken yahut rampa çıkarken uzun yolda klima kompresörünün devreye girdiği aracın çekişindeki düşüşten hissedilebiliyor. Bluemotion Polo’da bu kadar donanım varken bu araçtaki eksiklerden birisinin yine dijital klima olduğunu söylemeliyim. Bence dijital klima özellikle sıcak memleketlerde gerçekten fark yaratan ve tercih edilmesi gereken bir opsiyon. Aracın uzun seyahatlerden ziyade şehir içi kullanımda daha mantıklı oluşu dijital klima eksikliğini unutturabiliyor. Yine de standart olmalıydı diye düşünüyorum, ancak standart olmadığı için özel sipariş ile isterseniz aracınızı teslim almanız ayları bulabiliyor.J Ses sistemi, beklentileri yüksek olmayanlar için gayet iş görür düzeyde. Kullanımı çok basit ve hızlı çalışan bir MP3 çalarlı radyoya sahip. Araçta tek din RCD 210 kullanıldığı için müzik sisteminin altında kullanışlı derince bir boşluğa sahip oluyorsunuz. Sanırım 2013 model Polo Bluemotion’larda RCD310 standart hale gelmiş ancak alttaki göz iki din RCD 310 larda yok. J


Araçta stepne yok, lastik tamir kiti koyulmuş, henüz hiç ihtiyaç duymasak ta acil durumlarda bagajdaki orijinal 12V lastik şişirme pompası ile lastiği şişirerek seyahate devam edebiliyorsunuz. Daha büyük bir lastik patlağınız varsa tamir kiti ile lastikteki deliği kapatıp öyle devam etmeniz gerekiyor, eğer lastiğinizde onarılamayacak kadar ciddi bir deformasyon varsa stepnesiz bir araçta yol yardımı aramaktan başka şansınız yok gibi. Bununla birlikte stepnenin olmamasından ötürü diğer donanımdaki Polo’lara göre daha alt kısma konumlandırılan bagaj zemini bagaj hacminde avantaj sağlıyor.

KULLANIM MALİYETİ ve EKONOMİ
Bu araç ekonomi konusunda ayrı bir başlıkta değerlendirilmeyi hak eden bir araç. Ve başta yazdığım gibi aracı tercih etmemizdeki en önemli etkenlerden birisi; aracın “dikkatli kullanıldığında” gerçekten oldukça ekonomik tüketim verileri sağlaması. İlk olarak yakıt tüketiminden başlamak istiyorum, aracın fabrika verileri şöyle;

ŞEHİR DIŞI : 3,0 Litre/100 Km
ŞEHİR İÇİ : 4,1 Litre/100 Km
GENEL : 3,4 Litre/100 Km

Tahmin edersiniz ki Türkiye şartlarında özellikle şehir içi kullanımlarda fabrika verilerini yakalamak çok zor. Ancak, şehirler arası yollarda biraz sabırlı kullanırsanız, fabrika verilerini yakalamak gayet mümkün. Hatta tamamen ekonomi odaklı 250 Km’lik (125+125) gidiş/dönüş güzergahlı bir seyahatimde 2.9 Litre/100 Km gerçek tüketim verisini yakaladığımı söyleyebilirim (Hız sabitleyicisi 75 Km/H hızda ayarlı, 5. Viteste, araç boş, klima kapalı, camlar kapalı, lastik basınçları 38Ps, hava sıcaklığı 15 derece civarlarında). Bu tüketim verisi kullandığımız Mondial marka 100 cc Mobiletin tüketiminden daha düşük J. Ancak bu verileri yakalamak için aracın en ekonomik sürüş karakterini anlamam biraz vakit aldı. Zira 90 Km/H sabit hızla, yüksüzken, bu tüketimin yaklaşık %15 üzerine çıktığım denemelerimde, fabrika verilerini yakalamanın imkansız olduğunu düşünmeye başlamıştım. Ancak bu konuda en ekonomik sürüş hızının 90 Km/H olmadığını ve lastik basınçlarının katalog değerlerinde olmasının tüketime ciddi etki ettiğini fark ettim. Yeri gelmişken söyleyeyim bu aracın kullanma kılavuzundaki lastik basınç değeri alışagelinenin aksine 32Ps değil; 38Ps J Birçok lastikçi bunu bilmiyor ve direkt 32Ps hava basılması gerektiğini söylüyor. Tüketimi önemsiyorsanız bu ayrıntıyı bilmenizde yarar var. Lastik basınçlarının biraz yüksek olması konfordan bir nebze taviz vermeye sebep olsa da ekonomik sürüş için gerekli. Şehir içinde fabrika verisini tutturmak için özellikle ivmelenmelerde çok sakin, dikkatli ve mümkün olduğunca az fren kullanmak gerekiyor. Şöyle söyleyeyim genellikle kısa mesafe şehir içi ve yoğun olmayan trafikteki sürüşlerimizde, ekonomi için çok özen göstermeden kullandığımızda bizim ortalama tüketimimiz 5,0 Litre/100 Km civarlarında geziniyor. 45 litre yakıt deposunun depo kapağının altındaki mandala basılı tutarak 7 litre rezerv bölümünü de doldurursanız şehir içinde bile olsa ışık yanana kadar bir depo ile rahat 1000 Km yapabilirsiniz.


Öyle ki tamamen ekonomi odaklı bir şehir dışı seyahat ile depoyu boğazına kadar doldurursam bu aracı rahat 1800 Km stop ettirmeden kullanacağımı iddia edebilirim Her zaman böyle kullanılmıyor tabiî ki, şöyle bir agresif sürüş örneğide verebilirim, zaman zaman agresif yavaşlayıp hızlandığım ama yolun müsait olduğu her an dip gaz yol aldığım bir şehir dışı seyahatimde (Trafiğe Kapalı Alan ) 6,8 Litre/100 Km tüketimin üzerine çıkmayı başaramadım. Seyahatin sonunda kanaatim şuydu; bu araç uzun yolda nasıl gidersen git bundan daha fazla yakmaz. Dijital yakıt göstergesindeki tüm çentikleri bitirip 30 Km daha aracı kullanıp rezerv depo dahil depo kapağına kadar doldurduğumda aracın 55 litre dizel yakıt alabildiğini net hatırlıyorum. Yakıt deposunu tam doldurduğumda gösterge yarıya gelene kadar kalan yarım depodan daha uzun yol yaptığını söyleyebilirim. Hatta depoyu boğaza kadar doldurduğumda dijital göstergedeki ilk çentiğin 550 km sonra düştüğünü hatırlayabiliyorum. Bu tabloyu ilk gördüğünüzde gerçekten ya gösterge bozuk ya da araç neredeyse yakmıyor hissine kapılıyorsunuz. J Bu durumu görünce fiziksel olarak aracın ters duran armut şekline benzeyen bir yakıt deposu olduğunu ve tam doluyken önce rezerv depodan harcadığını düşünmüştüm. Yakıt göstergesindeki ilk seviye düşüşlerinin geç olmasının, olumlu psikolojik etkisi kaçınılmaz J. Başlarda durum böyle olunca gayet tabi deponun son çeyreği çok daha hızlı tükeniyor. Bence yakıt göstergesindeki bu durumun, basit bir kalibrasyon ile düzeltilmesi gerekir, ancak psikolojik etkisi sebebiyle kasten düzeltilmiyor olabilir J…
Bu arada aracın periyodik 15-30-45-60 Bin Km bakımlarını tamamladık. 75 Bin bakımına doğru ilerlerken, rutin bakımlar haricinde bizi servise mecbur bırakan tek şey; 50 Bin Km civarlarında motor arıza ışığının yanması ile fark edilen, EGR ünitesi arızası oldu ve araç 1 gün serviste tutularak garantiden EGR ünitesinin değişimi sağlandı. Bunun dışında henüz sürpriz bir masraf ya da problem çıkmadı. Sağolsun Kayseri Özsa Servis çalışanlarından Mustafa bey, yaşadığımız problemin, markadan beklediğimiz titiz bir servis anlayışı ile bizi yormadan çözülmesinde yardımcı oldu. Bu arada aracın bakımlarını aksatmayız ancak öyle aşırı titizde kullanmıyoruz. Yok sıcak motoru kapatmadan 2 dakika bekle, aman sabah 5 dakika hareket etmeden ısıt felan yapmıyoruz. Genel alışkanlığımız; çok acelemiz yoksa bütün araçlarımızda soğuk motoru 5-10 saniye beklemeden hareket ettirmeyiz ve ideal sıcaklığa ulaşana dek motora yüklenmeden kullanırız. Söylediğim gibi bunun dışında özen gösterdiğimiz çok titiz bir kullanım alışkanlığımız yok.
Tüketimin yanı sıra bakım maliyetleri de önemli şüphesiz, zira böyle bir aracı genelde çok yol yapan kullanıcılar tercih ediyor ve sık bakıma giriliyor. Aşağıda şimdiye kadar yetkili serviste (VW ÖZSA) girdiğimiz bakımların tarihlerini ve tutarlarını fikir vermesi açısından sıralıyorum. Fatura tutarlarında çok fazla olmayan küçük indirimler aldığımızı belirtmeliyim;

  • Periyodik Bakım (15.000Km)
  • Periyodik Bakım (30.000Km)
  • Periyodik Bakım (45.000Km)
  • Periyodik Bakım (60.000Km)
Araç halen garanti kapsamıda olduğu ve cebimizden bakım haricinde herhangi bir yedek parça masrafı çıkmadığı için yedek parça konusunda detaylı fikir veremiyorum. Ancak garanti sonrasında muhtemel yedek parça masraflarının fazla ucuz olmamakla birlikte üzecek kadar pahalı olacağını da sanmıyorum. Bu arada; alaşım jantların kapaklarından birisini bizim gibi herhangi bir şehirlerarası yolda giderken düşürmüşseniz, yan sanayi ürünü bulamadığınız gibi çerçeve şeklinde kapakların tanesine 70-80 TL civarında (net rakamı hatırlamıyorum ama yetkili serviste KDV dahil bu civarda idi) bir ücret talep ettiklerini söylemeden geçmeyeyim. Satın almadım bu arada, halen bi tanesi kapaksız geziyorum oldukça ucuz maliyetli plastik parçanın yüksek servis fiyatına inat. Bunu şunun için söylüyorum ekonomi odaklı alınan B segmenti bir araçta bu tür yedek parçaların saçma fiyatlarını kullanıcılar önemsemeliler, zira kullandığım araç Toureg, Audi A6 ya da BMW 5 Serisi olmadığı sürece kullandığım bu B segmenti aracın halka şeklindeki plastik jant kapağının tekine 80 TL para ödemem. Daha önce belirttiğim gibi stepne yerine lastik tamir kiti koyulmuş. Bu durumun asıl sebebinin; nadiren ihtiyaç duyduğunuz bir ağırlığı (stepne) taşımayarak ağırlık avantajı sebebiyle ekonomi yapılması olduğu söyleniyor.



Ayrıca halen fren disk yada balataları yahut debriyaj baskı balatası ile ilgili bir şikayetimiz yada aşınmışlığından ötürü herhangi bir değişimimiz olmadı ve hiçbir bakımda motor yağ çubuğunda en ufak eksilme ile karşılaşmadık.

SONUÇ;
Bu araç öncelikli beklentisi konfor olanları bir çok B segmenti araçta olduğu gibi üzebilir. Polo’nun diğerlerinden önemli farkı şu ki; aracın VW olması ve başarılı marka algısının yarattığı yüksek müşteri beklentileri nedeniyle, rakiplerine kıyasla aracın konfor konusunda biraz daha iyi olması beklenebiliyor. Oysa rakipleri ile arasında konfor konusunda olumlu yönde çok ciddi farkların olmadığını söyleyebilirim.
Ancak ekonomi konusunda şahsi kanaatim o ki kesinlikle istenileni veren bir araç. Bu kanaatimde; ortalama bir kullanıcıya göre aracı yoğun kullanmamıza rağmen aracın EGR dışında arıza çıkarmayışı, gayet makul yakıt tüketimi, makul denebilecek bakım maliyetleri ve araca ödenilen paranın karşılığında edinilen opsiyonlar ile genel anlamda beklentilerimi karşılamasının payı büyük.
Ayrıca aracı teknik olarak olduğundan daha iyi gösteren, başarılı tasarımı ve marka algısı da olumlu taraflarından. Eğer; (özellikle ses yalıtımı konusunda yapılacak iyileştirmelerle) sürücü ve yolcu konforu biraz daha üst düzeye taşınsa idi güncel satış fiyatları ile B segmentinde rakipsiz bir araç olmayı başarabilirdi. Ancak bu haliyle rakipsiz olmasa bile araçtan ne istediğini bilen kullanıcılar için gayet alınabilir bir otomobil olduğunu söyleyebilirim.
Peki tavsiyem ne olur? Şayet bu segmentte bir araç alırken yüksek konfor yahut iyi bir sürüş keyfi öncelikleriniz arasında yoksa ve kullanım maliyetleri ve pratik bir araç ihtiyacınız araç seçiminizdeki öncelikli tercihleriniz arasında ise; almanızı rahatlıkla tavsiye edebileceğim bir araç. Ancak dediğim gibi; araç seçerken her zaman öncelikli beklentilerinizi ve edinmek istediğiniz aracın segmentini doğru seçmenizde yarar var. Özetle; kendi adıma bu kadarlık tecrübemiz sonrasında ve ihtiyaçlarımız doğrultusunda doğru bir seçim yaptığımı düşünüyorum.

Kalın Sağlıcakla

ABDUSSAMED ACAR
2019 Güncel: Bu inceleme yazısı 2013 yılında kaleme alındı. İncelemedeki araç 2017 yılında 210.000 Km deyken sorunsuz bir şekilde satıldı ve yerine sıfır 2017 Golf 1.0 TSI Midline Plus Manuel alındı. Aracın kullanıldığı 6 yıl ve 210 bin Km boyunca dikkate değer 4 problem (2 Kez EGR Valfi değişti, 1 Kez Marş Motoru Değişti, 1 Kez Vites kolu Halatı değişti) yaşandı ve hiçbirinde yolda bırakmadı.

 

Abdussamed

Senkromeççi
Katılım
28 May 2019
Mesajlar
6
Panpa puanı
14
Yaş
38
Marka
Volkswagen
Aslında her konu başlığına ait detaylı fotolar var ancak fazla sayıda ve yüksek çözünürlükte olduğundan yükleyemedim. Fotoları tek tek küçültmeye de üşendim... :)

Foruma bir inceleme yazısı ile merhaba demiş olduk...
Herkese selamlar
 

EOK

Asfalt Kurutucu
Katılım
26 Şub 2019
Mesajlar
130
Panpa puanı
160
Yaş
18
Konum
İstanbul
Marka
Peugeot
Öncelikle Forum'a hoşgeldiniz :) Tanışma kısmına da bir konu açarak kendinizi tanıtabilirsiniz. Yazınızın bir kısmını okudum kusura bakmayın. Böyle uzun ve ayrıntılı incelemeyi beğenmeyen de yani ne bileyim :D Yazınız için teşekkürler bilgilendirici bir yazı olmuş.
 
Son düzenleme:
Üst