İsveç-Japon Kırması: Volvo S/V 40 Mk.1

nacker

Elit Apaçi
Katılım
12 Ocak 2019
Mesajlar
250
Beğeni puanı
410
Konum
İstanbul
Herkese merhaba. Uzun süredir aklımda olan ve bugüne nasip olan araç tanıtımını artık yapayım dedim. Volvolar ve özellikle ilk kasa S40 hakkında gerek sanal ortamda gerek gerçek ortamda merak edilen ve sorulan bir çok soru oluyor. Her seferinde teker teker cevap vermektense burada detaylı bir konu açıp, hem aracı A'dan Z'ye tanıtıp merak edilen konuları açıklayayım; hem de yanlış bilinenleri de düzeltelim dedim. 6 senelik tecrübemde, artık bu araçlar hakkında uzman denecek kadar bilgi sahibi oldum. Yalnız yazı tahmin ettiğimden çok daha uzun oldu(kaç senedir bu arabaya biniyorum ve bu kadar detaylı incelemesini daha hiç yapmamıştım), hiç bir şeyi atlamak istemiyorum. Hem internette bu tarz Türkçe kaynaklar çok az, hem de sonuçta burası Garaj bölümühatatat. O yüzden 3 kısma ayırdım. İlk mesaj genel olarak tanıtım, ikinci mesaj koltuğa oturup marşa bastıktan sonraki sürüş kısmı, üçüncü mesaj da bakım/onarım ve yürütme masraflarıyla alakalı olacak.

64971729_3114024051971635_3660569578062217216_o.jpg

64789651_2175843579120303_1910688430090616832_n.jpg



Öncelikle bu kasa S40 1995-2004 yılları arasında üretildi. İkinci kasa S40 ile 1-2 motor dışında uzaktan yakından alakası yok, bu iki araç birbirinden tamamen farklı.
Bilenler vardır mutlaka. S40, Mitsubishi Carisma ile aynı platformda, Hollanda'nın NedCar tesislerinde üretildi. Burada işler bir hayli karışıyor çünkü Mitsubishi, bu platformu evirip çevirip bir çok farklı model araç üretmiş. Yani Lancer'dan FTO'ya oradan Mirage'a kadar o dönemdeki bir çok Mitsubishi, S40 ile uzaktan da olsa akraba. Peki S40'ın olayı ne?
İşte burası biraz karışık. S40, 3 farklı aşamada üretildi. 95-99; 2000 ve 2001-2004 şeklinde. 2001'de kapsamlı bir makyaj yedi, bu konuya daha sonra değineceğiz.
95-2000 arası faz 1 s40'ların yürüyen aksamı, Mitsubishi tarafında en çok FTO'ya benziyor. Carisma ile de ortak parçaları mevcut ama temelde FTO mimarisi hakim. Hatta duyduğuma göre, direksiyon kutusu da EVO 3'lerle aynı (bunu internette yabancı bir forumda okudum, ne kadar doğrudur bilemiyorum). Ayrıca fren aksamı da EVO 3'lerle çok benzer. S40'a EVO 3 kaliperi(çift pistonludur) takan bir çok kişi var.
Her neyse. 2001 yılındaki makyajla beraber Volvo, arabanın her tarafında değişiklikler yaptı dedik. FTO, EVO(Lancer) ve varsa başka Mitsu'lardan derlenip S40'a uyarlanmış yürüyen aksamı; 2001 yılında Volvo kendi başına komple revize etti. Sonuçta ortaya Volvo imzalı ama Mitsubishi kökenleri olan bir araç çıktı 😁 .

Bu 2001 makyajını biraz daha açmam gerekirse; arabanın iç konsol tasarımı büyük, dış tasarımı küçük ölçüde değişti. Şasi revize edildi, güvenlik donanımları arttı. Aks aralıkları uzadı, travers ve süspansiyonda değişen parçalar oldu. Mevcut motorlar revize edildi. Şanzımanlar güncellendi. Arabanın elektrik sistemi komple farklı bir altyapıya geçti.
Benim araç 2001 model yani makyajlı kasa. O yüzden burada anlattıklarım da makyajlı kasalar için geçerlidir. Zaten bu arabadan almayı düşünen varsa kesinlikle 2001 ve sonrası bakmasını tavsiye ederim.
2003 yılında son bir makyaj daha yapıldı ama bu sadece kozmetik idi. Gösterge paneli değişiyor ve tampon ve kapılardaki siyah kuşaklar, gövde rengine bürünüyor. Far ve sinyallerdeki krom çerçeve siyah oluyor. Kaput panjuru krom şelale tasarımından, siyah kareli tasarıma geçiyor. Başka bir farklılık yok.


Şimdi bahsi geçen araç Volvo olduğuna göre, akla ilk gelen güvenlikten bahsedelim.
Aynı yıllardaki Mitsular ile S40'ların arasındaki temel fark aslında yine şaside bitiyor. S40'ın şasisi Japon akrabalarına göre daha rijit. Bu hem sürüş dinamikleri anlamında, hem de kaza güvenliği anlamında. Zaten bu araç 1997 yılında EuroNCAP testlerinde kendi sınıfındaki en güvenli araç seçilmişti.



Volvo bununla da yetinmeyip 2001'de gelen makyajla beraber şasiyi biraz daha güçlendirdi ve daha da dayanıklı bir araç koydu ortaya:
İlk fotoğraf 97'deki test sonrası. İkincisi 2002(özellikle A sütunlarına dikkat). Makyajla beraber aracın güvenliğinin bugünkü araçlar kadar olmasa da, 21.yy için oldukça yeterli seviyeye yükseldiğini söylemek mümkün.
slide-43-of-44-the-sole-car-not-to-thoroughly-depress-the-testers-back-in-1997-was-the-volvo-s...jpg


785.jpg

Buraya kadar olan kısım test edilmiş güvenlik idi. Bir de bu işin görünmeyen kısmı var malumunuz. Burada benim dikkatimi çeken bir durum, meşhur small overlap testlerinde 2003 XC90'ın müthiş başarısıydı. (2003 😁). Bunun ardından meraklanıp araştırmaya başladım ve volvonun kendi içerisinde ne zamandır small overlap'e yönelik strateji geliştirdiği konusunda malumat bulmaya çalıştım. Eski videolar, hatta volvo'nun şirket içi raporlarına kadar ulaştım:cool:(orada da çok enteresan şeyler var. 90'lı yıllarda koltuklarda kullanılan sünger dolgusunun yumuşaklığı/sertliğinin kaza anında yolcuların beline olan etkilerine kadar incelenmiş. Neyse çok uzatmayalım burası başka konuya giriyor).
İstediğim bilgileri bulamamış olsam da, 850 modelinin kaza testi videolarının kırpılmış ufak bir kısmına denk geldim ve evet Volvo, en az 1992'den beri araçlarına small overlap tipi kaza testi yapıyor.
Peki S40'ta da small overlap senaryosunun göz önüne alındığını nasıl öğrendim? Arabanın ön çamurluğunu sökerek:p.(Evet bir dönem bu konulara bayağı kafayı takmıştım)
A sütununun devamında görülen ve tekerin ortasına kadar devam eden etli çıkıntı, platform akrabası Mitsu'larda yok (internetten bulabildiğim fotolarda gördüğüm kadarıyla). Ve kılıç sacının tasarımı, arabanın tam köşeden vurduğu cismi sıyırarak uzaklaşmasını(yeni volvoların iihs testinde yaptığı hareket) sağlayacak şekilde ileri doğru içe bükülerek geliyor dikkat ederseniz.


Karşımızda ilkel bir small overlap çözümü duruyor. Bunun dışında arabanın podyelerinde, traversinde falan yine bunun gibi bir mekanizma var mı? Oraları bilmiyorum maalesef.
Fakat, eğer bu tasarım hakikaten small overlap tipi kazalar içinse(ki başka ne için olabilir bilemiyorum), 2004'e kadar olan süreçte en güvenli C sınıf araçlarından birisi olabilir bu araç.


Şimdi işin yardımcı güvenlik kısmına gelirsek, bütün S40'larda ABS, EBS gibi sistemler standart (ESP hariç, o sadece güçlü motor seçeneklerinde standart). Hava yastığı olarak da, 2001 öncesi modellerde ön 2 hava yastığına ek olarak ön koltuklarda yanal hava yastıkları standart. 2001 yılı ve sonrasında ön hava yastıkları çift kademeli sisteme güncelleniyor, koltuk yastığının yanı sıra yan perde yastıkları da standart oluyor. Yani 2001'den itibaren bir S40, standart 6 hava yastığı ile geliyor.
5 koltukta da 3 noktalı emniyet kemeri mevcut ve beşi de virajlarda, frenlerde vs. kendisini kilitleyip koltukta oynamanıza engel oluyor. Ön kemerler de bütün model yıllarında aktif ateşlemeli gergi sistemine sahip.

Arabanın iç mekanından bahsedelim biraz. Koltuklardan başlarsak, döşeme olarak kumaş, deri-kumaş karışık ve full deri seçenekleri var. Deriler tipik volvo derisi. Konfor hissini iyileştirmek için ince fakat bu sebeple bakımı düzenli yapılmazsa kısa sürede çatlayıp kötü bir görünüme bürünebilir. Dikkatli olmakta fayda var.
Ön koltuklar, volvonun meşhur koltukları. Bu koltuklar taa Volvo 700/900 döneminden beri kullanılıyor ve her yeni modelde gerek ergonomisi gerek güvenliği giderek artıyor. Bu tasarım 2016 S80'e kadar kullanıldı. S90 serisi ile beraber daha kemikli bir yapıya geçildi, ama tasarım hatları genel olarak hala benzerdir.



Koltuklar 8 yönlü manuel olarak ayarlanabilir (elektrikli ayarlananlar da var, opsiyon). Oturma yerinin ön kısmı ve arka kısmı ayrı ayrı yükseltilip alçaltılabiliyor. Sırtlık ileri-geri yapıyor. Koltuk ileri-geri hareket ediyor(doğal olarak :)). Ön iki koltukta da bel desteği var ve ayarlanabilir. Kafalıklar sabit, ayarlama imkanı yok. Ama bugüne kadar bu kafalıklar niye oynamıyor diye şikayet edene rastlamadım çünkü her insana uyan bir yapısı var.

Koltuklarda da yine güvenlik ön planda. Volvonun bu koltukları senelerdir girdiği testlerde hiç sektirmeden yüksek puanlar almış.
Koltuklarda WHIPS koruma sistemi mevcut ve bütün modellerde standart. Arkadan birisi çarptığında koltuklar aşağı ve geriye doğru yatıp boyun zedelenmesini önlüyor. Ayrıca koltuğun oturma yerinin hemen altında ön ve arkada birer tane olmak üzere iki adet silindirik çelik bar mevcut. Bu barlar yanal kazalarda koltuğun ezilip sizi sıkıştırmasını engellerken, aynı anda koltuğun orta konsolu parçalayarak ortaya doğru kaymasına yarıyor. Yani size yandan birisi çarptığında, koltuklar arabanın ortasına doğru kayıp olası riskleri minimuma indiriyor.

Koltukların en sevdiğim yanı, ön baldır kısmının altında kocaman cepleri var. Buraya su başta olmak üzere her türlü içecek şişesi koyabiliyorsunuz. Hem erişimi kolay, hem göz önünde kalabalık yapmıyor. Hem de güneşten vs. koruyor içeceğinizi.
Koltukların konforu çok iyi. Süngerin kalitesi üst seviyede ve vücuda desteği sağlarken, gereksiz sertlik veren bölgeleri yok. Uzun yolda saatlerce yorulmadan oturabiliyorsunuz. Benim araç 18 yaşında ve 310 bin kilometreye yaklaştı. Buna rağmen süngerler diriliğini koruyor. Sünme, şekil bozukluğu falan yok.
Ayrıca ayar seçeneklerinin bolluğu ideal pozisyonu yakalamanıza olanak sunuyor. Ama bel desteği bana biraz fazla yukarıya konumlandırılmış gibi geliyor. Şöyle bi 3-5 santim daha aşağıdan başlasaymış daha iyi olurmuş. Ayrıca, ben hiç tecrübe etmedim ama elektrik ayarlı koltukların daha iyi olduğu dile getiriliyor. Çünkü ayar skalası daha geniş ve hassas ayar imkanınız var. Maalesef Türkiye'deki S/V 40'ların çok azında bu opsiyon var.
Bu arada emniyet kemerlerinin yükseklik ayarı da otomatik, kemeri biraz çekip ayarlayıp geri bırakınca o pozisyonda kalıyor.

Oturma pozisyonuna gelirsek, bazıları oturma pozisyonu biraz yüksek diyor ama bence tam tersi. Tabii bu vücut yapısıyla da alakalı olabilir ama ben koltuğu en alt konuma alırsam rahat kullanamayacak kadar gömülüyorum arabaya.

Direksiyonun ele oturması güzel. Etli bir yapısı var ve çap olarak bir hayli büyük. Eğer bu arabayı sürekli şehir içinde kullanacaksanız direksiyon sizi yorar. Ama şehir dışında da bir o kadar rahat oluyor çünkü büyük yapısı sayesinde koltuğa dibine kadar yayılsanız bile zorlanmadan tutabiliyorsunuz. Ama kabul etmek lazım direksiyonun tipi güzel değil. 3 kollu direksiyon opsiyonu varsa o daha güzel ama 4 kollu olan, eğer alıcı gözle bakarsanız çirkin duruyor. Ama dediğim gibi tutuşunda vs. bir problem yok.
Direksiyonun yükseklik ayarı var fakat derinlik ayarı yok. Ve bence bu arabanın en büyük eksiklerinden biri. Aslında pek bir zorluk çıkarmıyor ama özellikle sportif sürüşlerde keşke direksiyon biraz daha yakın olsa diyorsunuz.


İç mekan tasarımı oldukça sade ve kimisine göre şık, kimisine göre sıkıcı bir tipi var.



Bence tam ortası. Eski tip nispeten düz bir tasarım ama kendine has bir şıklığı var. Konsol hafif sürücüye doğru dönük, bu sayede far ve klima kontrollerine erişim oldukça rahat ve kullanımı da basit. Gözünüzü yoldan ayırmadan her işinizi görebiliyorsunuz. Ama radyo kontrolleri biraz fazla aşağıda kalıyor bence.

Torpido kapağı amortisörsüz ve soğutması yok. Ama ışıklandırması ve anahtarla kilitleme imkanı var. Torpidonun üst kısmında ufak bir raf var ve kalem-gözlük gibi şeyler için çok kullanışlı oluyor.


Vites topuzunun önünde bir göz var ve telefon koymak için ideal boyutlarda. Bu kısmın altı dümdüz ve yurtdışında bu parçayı söküp altına kablosuz şarj adaptörü bağlayanlar gördüm. Eğer kablosuz şarj olabilen bir telefonunuz varsa bu da son derece kullanışlı bir göz oluyor. 20 senelik arabada kablosuz şarj:p.

Araçta ön kol dayama bütün modellerde standart geliyor ve içinde bir göz var. Eğer hala CD kullanıyorsanız, gözün içine 6-7 tane CD dizebileceğiniz ufak bir raf sistemi var. Bu gözün büyüklüğü orta boyutlarda. Gözlük, cüzdan, abur cubur vs. saklamak için güzel.
Ön kol dayamanın devamında sürgülü bir göz ve küllük/bozuk paralık var. Bu gözün içinde aynı zamanda çakmaklık ve benim sonradan eklediğim AUX girişi mevcut. Buradaki göz bence biraz ufak ve anca şarj aletleri, kalem ve benzin fişleri falan koyulabilir.Bazı x40'larda burada 2'li bardaklık mevcut ama Türkiye'de hiç denk gelmedim.
Bardaklık demişken. Özellikle yurt dışındaki x40'ların orta konsolunda; teybin üstünde ve kol dayamanın içinden çıkan bardaklıklar mevcut ama Türkiye'de teybin üstündeki hariç diğer tiplere denk gelmedim ben. Ben pek ihtiyaç duymuyorum ama yolculuklarda sık sık bir şeyler içmeyi seviyorsanız buradan bir eksi yazabiliriz.




Göstergeler ise son derece sade ve renk skalası sıkıcı. Ama okuması çok rahat ve ışıklandırması başarılı. Ayrıca kadran 260'a kadar gösteriyor, bu sayede sürerken kadrana bakarsanız hız algınız biraz azalıyor, çünkü 110-120 gibi hızlarda daha kadranın yarısında bile değilsiniz.
Bu gösterge 2003 yılından sonra daha modern ve sportif bir tasarıma geçiyor.






Kapılardan devam edersek. Şoför kapısında 4 cam otomatiği, ayna kontrolleri, çocuk cam kilidi ve merkezi kilit butonu bulunuyor. Yolcu tarafında da merkezi kilit aç-kapa butonu olduğunu söyleyelim.
Ön ve arka kapıların alt kısımlarında birer göz var. Kapı açma-kapama tutacağı da aynı zamanda ufak bir göz işlevi görüyor. Ama kapılarda ergonomik bir problem var. Kolunuzu rahatça dayayabileceğiniz bir alan yok. Camın yanına koyamazsınız çünkü o kısım geniş değil. Ortadaki alan kol dayamak için içeri girintili yapılmış ama orası da aşağı eğimli. Yani kolumu dayadım, unuttum olayı yok maalesef. Ya kolunuzun aşağı doğru yamuk durmasına alışacaksınız ya da başka bir yere dayayacaksınız. Yeni kasa S40'ta bu durum çok daha iyi.
Kapıların açma-kapama hissi de hiç fena değil. Zaten kapılar kalın, nispeten tok bir sesleri var.

Ses sisteminden bahsedelim biraz. Bu araçlarda 2 tip ses sistemi var. Birisi amfili diğeri amfisiz. Amfili olanın hoparlörleri de daha iyi. Bizim piyasadakilerin %95'i amfisiz. 3 adet de radyo ünitesi var. Birisi en basit tip, sadece radyo ve kaset var. Bir üst modelde radyo, kaset ve CD çalar var. En üstünde de CD changer ekleniyor. Bu son ikisine aynı orjinal gibi çalışan bir AUX girişi ekleyebiliyorsunuz ufak bir modifikasyonla. Ayrıca ses seviyesi de hıza duyarlı. Araç hızlandıkça müzik sesini kendi kendine arttırıyor, yavaşladıkça azaltıyor.
Araçta 6 hoparlör var. Konsolda 2 adet tiz, ön kapılarda 2 adet bass ağırlıklı midrange; arka pandizotta da 2 adet midrange ağırlıklı woofer var(hoparlör konusuna çok hakim değilim o yüzden gelen seslere göre ayırdım:)). Station V40'larda da D sütununda ekstra bir subwoofer oluyor.
Teyp üzerinden ön/arka ayrı olarak detaylı equalizer ayarı yapabiliyorsunuz. Sesi öne/arkaya sağa/sola alma seçeneği de mevcut. Hoparlörlerin markaları Philips. Volvoların standart ses sistemleri bile oldukça güzel ses verir ve beğenilir. Bu da istisna değil. Ses tatmin edici seviyede net. Sahne genişliği çok olmasa da kabin içini güzel şekilde dolduruyor. Yüksek seviyelerde de bozulma, cızırtı falan yapmıyor. Ayrıca ses sistemi kaynaklı trim sesi de hiç oluşmuyor(bu belki benim araca has olabilir, böyle şeylere dikkat ederim).
Ayrıca arkada inip çıkabilen bir antenimiz mevcut😁. Radyoyu açtığınızda otomatik olarak çıkıyor. Kapattığınızda geri iniyor. Ben radyo dinlemediğim için, sürekli aç-kapa yapması gereksiz olduğundan fişini söktüm.

Bir de klima sisteminden bahsetmek istiyorum. Mitsubishi ortaklığında üretilen bir aracın kliması ne olabilir? Tabii ki Mitsubishi😁. Arabanın klima sistemi Mitsubishi tasarımı. Hatta çoğu klima ekipmanında Mitsubishi/Denso damgası var. Benim araçta otomatik klima var ve ilk çalışmadan itibaren canavar gibi soğutuyor, üstelik klima sistemi de 6 senedir hiç ellenmedi. Gazı falan da büyük ihtimalle orijinaldir hala.
Bazen görüyorum forumlarda, gruplarda vs. Klimayı 18 derecede kullanıyorum falan deniyor. Ben 18'e alsam içeride donarım herhalde :). Çoğu zaman 22 gayet serin yapıyor içerisini. Bilemedin 20. Daha aşağısına indirmeme hiç gerek kalmıyor.
Ha bu arada ısıtması da canavar gibi. Sonuçta soğuk memleket arabası. Kışın 800 metre-1 kilometre içinde ılık üflemeye başlar. 2 km'ye doğru iyice ısınır.

Biraz da arka koltuklardan bahsedecek olursak. Arka koltuklara oturduğunuzda içine çok olmasa da, gömülüyorsunuz. Sünger yine yumuşak ve sağ ve sol tarafların yanal destekleri de oldukça dolgun. Yakın zamanda A3, Verso, Egea ve yeni Civic'in arka koltuğunda bulundum. S40'ın arka koltuğunu hiç birisine değişmem.
Ayrıca arka koltukta da kol dayamamız ve orta konsolda çöp kutumuz mevcut. Bardaklık yine yok maalesef. Bir başka eksiklik de, S40'ın abileri S60 ve S80'in B sütununda bulunan ve yüz hizasında arkaya üfleyen hava üfleçleri, S40'da yok. Sadece ön koltukların altından üfleyen havayla yetiniyorsunuz. Ama zaten arabanın iç hacmi görece ufak olduğundan, ihtiyaç da pek yok denebilir.
Hacim demişken, arka tarafta 2 kişi yayılarak rahat rahat oturabilir. 3 kişi oturursanız yanlardakiler rahatken ortadaki biraz sıkışıyor ve oturma yerinden sebep biraz yüksekte kalıyor. Ama öyle bunaltacak kadar da değil. Uzun yola rahat çıkılır yani.
Bagaj 470 litre. 4 kişiye kadar olan eşyaları rahat alıyor. 5.kişinin eşyaları biraz tıka basa olur. Bagajın sağ tarafında lastikli bir file, sol tarafında bir kemer mevcut. Bu kemeri bagajda 2 farklı noktaya takabiliyorsunuz ve uzunluğu gayet yeterli. Ayrıca arka koltuklar tamamen yatabiliyor. Stepnesi ve bagaj lambası da mevcut. Bagaj kapağı da, içi gibi halı kaplı ve kapatmak için tutma yerleri var.



Şimdi şu meşhur yumuşak plastik mevzuna gelirsek😁. Arabanın içine oturduğunuzda C premium olduğunu hissettiriyor. Konsolun üst kısmı yumuşak plastik. Orta ve alt kısımlar sert fakat dokulu ve tok bir plastik. Esneme, çatlama, kırılma falan olmuyor. 4 kapının her tarafı ve ön kol dayama da yumuşak plastik. Tabii bu yumuşaklık, sünger gibi yumuş yumuş değil. Daha çok kauçuk kaplama gibi bir şey.
Kapıların orta kısmı ise kumaş ve altında sünger dolgusu mevcut.
Koltuk kumaşları gayet güzel, dokusu ince ve hissi yumuşak (benim araç kumaş koltuk bu arada). Tavan döşemesi de oldukça kaliteli bir kumaş. Ama zamanla sarkma problemi oluyor. A sütununun kaplaması da tavan döşemesiyle aynı, kumaş. B ve C sütunları ise desenli, tok sert plastik.
Torpido, kol dayama ve sürgülü gözün içi de halı kaplı. Ön kapı eşiklerinde aluminyuma işlenmiş VOLVO yazıları var ve hoş bir detay. Arkalardaki eşik ise plastik. Genel işçilik ve montaj kalitesi iyi seviyede, göze çarpan bariz bir kusur yok.
Ayrıca bütün kapılardaki cam-kilit kontrolleri alttan loş bir LED ile ışıklandırmalı. Gece vakti çok hoş duruyor. Şoför tarafında ayak aydınlatması mevcut. Yolcu tarafında yok, olsa iyi olurdu.
Sarı renkli tavan aydınlatmalarının, kapıyı açınca yavaş yavaş yanıp, kapatınca yavaş yavaş sönmesi de oldukça sıcak bir ambians oluşturuyor.
Ayrıca Volvo, iç mekanda kullanılan bütün malzemelerin anti-alerjik özellikte olduğunu belirtiyor.


(Klima panelimde patlak ampülüm var ve değiştirmeye üşeniyorum:))


Şimdi gelelim arabanın en can alıcı noktalarından birisine. İç mekan eskimiyor arkadaş. Klima-radyo-far kontrollerindeki yazılar, kapıdaki düğmelerin yazıları, kapı açma kolunun krom kaplaması, vitesin harfleri vs. ilk günkü gibi. Soyulma, silinme, kararma falan, sıfır. Ön konsol da oldukça dayanıklı, bunca senedir güneş yemesine rağmen renginde belirgin bir atma-solma-çatlak-kabarma yok. Ayrıca ilginç bir detay olarak, arabanın içindeki yazıların fontu her yerde aynı. Gösterge veya klima panelindeki yazılarla, ne bileyim benzin kapağındaki uyarı yazısı aynı fonta sahip. Bu aracın her tarafında böyle. Teypte vs. Ben bunun farkına seneler sonra vardım ve çok şaşırdım :).


Son olarak aracın donanımlarından bahsedeyim. Bu arabalarda paket kavramı yok. Her bir şeyi ayrı ayrı seçip almışlar zamanında. Ama genel trend, motor hacmi büyüdükçe donanımlar da artıyor. Bunlar standart donanımlar:
-Bütün güvenlik sistemleri, ESP hariç tamamen standart. ESP sadece 200 beygir T4 motorda standart geliyor. Bana sorarsanız, bu araçta 150 beygir altına zaten çok da lazım değil.
-4 teker disk fren, ABS ve EBS'li. Arka süspansiyon tam bağımsız multilink, önler McPherson.
-Ön-arka kol dayama, manuel klima ve elektrik ayarlı-ısıtmalı yan aynalar da tamamında standart.
-Çok yönlü ayarları olan ön koltuklar ve bel destekleri. (Bazı 2000 öncesi modellerde ayarsız yolcu koltuğu görmüşlüğüm var. Ama %90'ında 8+2 yönlüdür)
-Benim favorim, aslında bir opsiyon olan fakat TR'deki x40'ların neredeyse tamamında bulunan, elektrikli arka çocuk kilidi. Cam kilidinden ayrı olarak, orta konsoldaki bir tuş vasıtasıyla, çoğu araçta arka kapıya gidip manuel olarak aktif ettiğiniz, kapıların içeriden açılmasını önleyen çocuk kilidi bu araçta elektrikli ve tek tuşla içeriden açıp kapatabiliyorsunuz. Arkada çocuk varsa ne kadar kullanışlı olduğunu anlatamam. Duyduğuma göre yeni volvolarda bu özellik yokmuş, bence volvo çok büyük bir hata yapıyor. Bu özellik her araçta olmalı.
-Alarm standart değil ama deadlock sistemi standart. Bu şu demek: arabayı kumandadan kilitleyince, kapılar hem dıştan hem içten kilitleniyor. Yani camı kırıp içeri erişseniz bile kapıyı içeriden açmanız yine mümkün değil.
-4 cam otomatik. Yine ilk modellerin(95-96) bazılarında arka camlar manuel olabiliyor. Tek dokunuşla açılma olayı ise sadece şoför camında var ve bence bütün camlarda olması gerekirdi.
-Su püskürtmeli far silecekleri. Bir Volvo klasiği:D. Çoğunda artık çalışmadığı için sökülmüştür. Modası geçik ama ilginç bir detay.

Opsiyon listesi de şu şekilde:
-Tek bölgeli otomatik klima
-Full deri iç mekan
-Ön koltuk ısıtma
-Kapılarda, torpidoda ve orta konsolda ahşap/karbon/metalik(karbon trim son derece nadirdir) dekorlar
-CD çalarlı, amfili teyp olayı (yukarıda bahsettiğim)
-Navigasyon (Tabii modern navigasyonların yanında patates gibi kalıyor)
-Elektrik ayarlı ön koltuklar (hafıza seçeneği yok. olması gerekirdi)
-Hız sabitleyici
-Ön sis farları
-Xenon farlar(yine az denk gelen bir opsiyon)
-Nivomat -bu aslında Xenon far ile birlikte geliyor. Aracın arkasına ne kadar yük koyarsanız koyun sabit yükseklikte kalma şeysi-
-Yol bilgisayarı
-Arka koltuğa dahili çocuk koltuğu
-Sunroof
-Sirenli alarm
-Ahşap veya spor(3 kollu ve delikli derili) direksiyon
-Ön/arka spoiler
-Arka camda makam perdesi
-Şimdi aklıma gelmeyen, gelse bile bahsine değmeyecek ufak tefek aksesuarlar da çok sayıda mevcut.
Dip not olarak; 2004 yılında üretilen en son eski kasa S40'lar Classic etiketiyle satıldı. Bunların motor hacmi düşük olanlarında bile bir hayli donanım görmek mümkün.

Bu araçta hiçbir zaman olmamış donanımlara gelirsek:
-Yağmur/far sensörü ve otomatik kararan dikiz aynası yok. Ama fasılalı silecek hıza duyarlı çalışıyor.
-Düğmeli direksiyonu hiç olmadı.
-Bluetooth gibi yeni teknolojilerden eser yok.

Jant olarak da, 15, 16 ve 17 inç seçenekleri var. 15'de kapaklı jant standart, alaşım jant opsiyon. 16 ve 17'de tamamı alaşımlı. Ayrıca jant tasarımları gerçekten güzel. Lastiklerde bizde en yaygını 185/65/15 ama asıl standardı 195/60/15. 16 inçte 205/50/16, 17 inçte 215/45/17.

autowp.ru_volvo_s40_limited_sport_edition_1.jpg


volvo-s40-i-restyling-1999-2004-sedan-interior.jpg



Son olarak kapaklı jantıyla bizim düldül, bir dağ köyüne hava almaya çıkmış:p En kısa sürede ben de alaşımlı janta geçiş yapıyorum. Bir takım bulup aldım fakat önce düzeltme+boyama işlerinin yapılması gerekiyor.


Bu arada mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Bu arabanın 4 köşesinde orjinal amerikan park var. Tampondaki şeritlerin içerisinde. Bunlar süs amaçlı değil, reflektörleri ve içlerinde ampülleri var. Farları açtığınızda onlar da yanıyor ve ortalıkta pavyon gibi dolanabiliyorsunuz;). Şakası bir yana gerçekten gece vakti arabanın fark edilmesini çok kolaylaştırıyor diğer sürücüler için. Hem sarı hem de krom renk seçenekleri mevcut ve iki tip de piyasada kolayca bulunabiliyor.

Bir sonraki mesajda sürüşünden bahsedeceğim.
 
Son düzenleme:

nacker

Elit Apaçi
Katılım
12 Ocak 2019
Mesajlar
250
Beğeni puanı
410
Konum
İstanbul
Sürüş kısmından önce motor ve şanzımanlardan bahsedeyim istedim.

Öncelikle Türkiye'deki bu kasa x40'ların tamamında Volvo motoru vardır. Türkiye'ye hiç gelmemiş 2 motor seçeneği var, bunlardan birisi 1.9 dizel Renault motoru, diğeri de 1.8 GDI Mitsubishi motoru. x40'ın dışarıdan alınma motorları sadece bu ikisi ve dediğim gibi, gümrükten çıkma araçlar dışında, Türkiye'de bunlar hiç satılmadı.
Ayrıca Volvo motorlu denilen Laguna'lardaki motor da, x40'ların makyajsız 2.0 atmosferik motorudur.

Bu kasanın güçlerine göre sıralanmış motor listesi aşağıdaki gibidir. 2001 öncesi motorların tamamı düz egzantrikli. 2001 yılında atmosferiklerin emme, turboların egzoz tarafına VVT koydular (değişken sübap zamanlaması) 2003-2004 gibi iki tarafa da koydular.
-1.6 105>109
-1.8 115>122
-2.0 140>136
-2.0T 160>165
-1.9T4 200
-2.0T4 200?
(Birinci rakam 2001 makyajı öncesi, ikinci rakam makyaj sonrası)
Bu motorların tamamı "Volvo Modular Engine" ailesine aittir. Yani 1990'da üretimine başlanmış, 2016'ya kadar üretilmiş ve ağırlıklı olarak 5 silindirli, fakat 4 ve 6 silindirli modelleri de olan; üstten çift egzantrikli ve söylentilere göre silindir kapağının tasarımında Porsche ile ortak çalışılmış bir motor ailesi. Bu motorların bütün üretimi İsveç'te yapılıyor. Ayrıca volvo'dan birisinin söylediğine göre bu motorlar en az 200 bin mil yani 320 bin kilometre sorunsuz yürüyecek şekilde tasarlanmış. Zaten 600-700 binlerde sorunsuz çalışmaya devam eden turbolu örnekleri de bolca mevcut.
x40'taki bütün motorlar, S60 ve S80'in aksine 4 silindirli. Ve esasında 5 silindirli abilerinden birer silindir çıkarılmış versiyonları. Atmosferiklerden başlarsak;
5 silindirli 2.4 atmosferik makinenin bir silindirini atıp 2.0'ı elde etmişler. Daha sonra bu 2.0'ın stroğunu kısaltarak 1.8'i elde etmişler. 1.6'nın hikayesi biraz daha farklı. Onu da piyasada oldukça az bulunan 5 silindir 2.0 atmosferikten bir silindir atıp elde etmişler. Bu 5 silindir 2.0'ın turbolu versiyonları da var. Karışık bir durum.

Turbolara gelirsek 2.0T; 5 silindirli 2.4T'nin 4 silindirli hali. 1.9 T4 ise 5 silindirli meşhur 2.3 T5'in 4 silindirli hali. Daha sonra çıkan 2.0 T4 ise yine 2.4T'nin 4 silindirli versiyonu. 2.0T ile 2.0 T4 ile arasındaki fark turbolarda, piston-kol kısmında da farklılıklar var diye biliyorum.
Bu motorlar arasında en sevileni 1.9 T4'dür. 5500 devirde 200 beygir; 2500-4000 devir arasında 300 Nm tork üretir. Kasa da nispeten hafif olunca (1260-1280 kg) x40'ı tam anlamıyla uçuran bir motor. Hani ilk mesajda kadran 260'a kadar demiştim ya. Bu motor o kadranı devirebiliyor😄.
1.9 T4'ler bloğa dokunmadan çeşitli modifiyelerle 300 beygire rahat ulaşıyor. Bu aşamada bloğu da (kolları, pistonları vs.) modifiye ederseniz 600-700'e kadar yolu var :D Tabii T4 pek mantık işi değil normal kullanıcılar için :).
Stok T4 5. vites hızlanması:

"Hangi motor?" kısmına gelirsek bu kasaya 1.6 motor ağır kalıyor özellikle yüklüyseniz. 1.8 3 kişiye kadar tam yetiyor. 3 kişiden sonra o da biraz nazlanmaya başlıyor alt devirlerde, üst devirlerde yine iyi kötü gidiyor. 2.0 ise yakıt/performans anlamında en ideali. Turbo olmadığından arıza potansiyeli de az.
2.0T atmosferik karakterli, düşük basınç turbolu bir motor. Belki de en tatlı motorudur x40'ların. T4 ise deli dolu bir makine.
Bunların hepsi kaliteli bir kit ve iyi bir yol ayarı ile LPG'de sorunsuz yürür. Ayarlarınız yerinde olduğu sürece sübap sorunu vs. yaşatmaz.
Ama T4'te LPG önerilmez zaten mantıklı da değil, onu belirteyim.

Şanzımanlara gelecek olursak. 2 farklı otomatik ve 2 farklı manuel şanzımanımız mevcut. Otomatiklerin ikisi de Japon üretimi Aisin marka. Birisi 4 ileri (AW50-42) ve 2001 yılına kadar kullanıldı. 2001'deki makyajla beraber 5 ileriye geçildi (AW55-50). Bu 5 ileri şanzıman, S60 ve S80 ve aynı dönemdeki diğer modellerde kullanılan şanzımanla aynı. S60 ve S80'de problem çıkarma ihtimali daha yüksek; fakat S40'larda motor torkunun daha düşük olması, araç ağırlığının az ve durduğunuz zaman arabayı otomatik olarak boşa atan sistem olmadığı için daha sorunsuz çalışıyor.
Yağ bakımları düzenli yapıldığı sürece, s40'lardaki bu otomatik şanzımanlar oldukça dayanıklı diyebiliriz.
Ayrıca bu şanzımanlarda lock-up fonksiyonu da var. Yani belirli bir vites ve hız üzerinde tork konvertörü mekaniksel olarak kilitleniyor, aynı manuel araç gibi kayıpsız bir aktarım gerçekleşiyor.
Bir de Winter(kış) modu mevcut. Aktif ettiğinizde araç 3. viteste kalkış yapar. Yine vites kolundan manuel olarak 4, 3 ve L modlarına alabilirsiniz. 4 ve 3'ü seçtiğinizde araç 4/3.viteste kalır, yükseltmez. Kesiciye sokmanıza izin verir. L ise 1 ve 2 için ortak, ama aynı işi yapıyor.
Şanzımanın beyni de adaptif öğrenmeye sahip. Bir süre sakin kullanırsanız vitesleri erkenden yükseltir, devri mümkün olduğunca düşük tutar, tepkileri yavaşlar. Seri kullanırsanız vitesleri daha geç yükseltmeye başlar, tepkileri biraz daha hızlı olur.


Manuel şanzımanda yine 2 seçenek var. Birisi Renault'dan alınma 5 ileri. Diğeri Volvo'nun kendi 5 ilerisi. Volvo'nun kendi 5 ileri şanzımanı daha iyidir. Hem kullanım hem de dayanıklılık açısından.
Araçta hangi şanzıman olduğun anlamak için vites topuzuna bakmak gerekiyor. Geri vites 5'in altındaysa Volvo; 1'in solundaysa Renault şanzıman vardır.

Bu arada motorlar arasındaki vites-hız oranları son dişliler yardımıyla değiştirilmiş. Yani 1.8 otomatik ile T4 'ün otomatiği tamamen aynı, tek fark son dişli oranlarında. Bu açıdan, bu kasa x40'ların en uzun oranlı versiyonları 5 ileri otomatik 2.0T ve 2.0 T4'lerdir. 3000 devirde 150 km/h'a yakın bir hız yaparlar. Bunların ardından 1.8 ve 2.0'ın otomatiği gelir onlar da 3000 devirde yaklaşık 130 yapıyor. 1.6'da otomatik şanzıman mevcut değil.
Bu araçlarda ilginç olarak manuel şanzımanlar otomatiklerden daha kısa. Büyük ihtimalle manuel alan kişi sportif kullanacağı için manuel alıyor diye düşünüp oranları kısa tuttular.
 
Son düzenleme:

bt

Takipçi
Stage 1
Beta Programı
Katılım
8 Eyl 2016
Mesajlar
13,623
Beğeni puanı
41,633
Konum
Kocaeli
Marka
Opel
Güle güle kullanın. Eski arabalar bir başka oluyor...
@DouglasAdams ahanda bak Mitsubishi Electric kliması olan bir araba bulduk :D

EuroNCAP konusunda birkaç ek bilgi de ben sunayım.
1997 yılında sınıfının en güvenli aracı olabilir ama aynı dönem farklı sınıflarda aynı sağlamlıkta (belki daha bile sağlam) Renault ve Saab modelleri üretiliyordu. Hatta 21.yy'a girildikten sonra S40'ı geride bırakıp 5 yıldız alan bir sürü araç oldu. Tabii ki her halükarda S40, zamanının ötesinde güvenlik seviyesine sahip taş gibi arabadır. :)
NCAP meselesine aklımda kalan birkaç örneği vereyim:
1998
2001
2002
 

nacker

Elit Apaçi
Katılım
12 Ocak 2019
Mesajlar
250
Beğeni puanı
410
Konum
İstanbul
Güle güle kullanın. Eski arabalar bir başka oluyor...
@DouglasAdams ahanda bak Mitsubishi Electric kliması olan bir araba bulduk :D

EuroNCAP konusunda birkaç ek bilgi de ben sunayım.
1997 yılında sınıfının en güvenli aracı olabilir ama aynı dönem farklı sınıflarda aynı sağlamlıkta (belki daha bile sağlam) Renault ve Saab modelleri üretiliyordu. Hatta 21.yy'a girildikten sonra S40'ı geride bırakıp 5 yıldız alan bir sürü araç oldu. Tabii ki her halükarda S40, zamanının ötesinde güvenlik seviyesine sahip taş gibi arabadır. :)
NCAP meselesine aklımda kalan birkaç örneği vereyim:
1998
2001
2002
Teşekkür ederim.
Doğrudur hocam, ben C sınıfı içerisinde kıyaslamıştım. Yoksa dediğiniz gibi D ve E'de de oldukça güvenli araçlar mevcut.
Bir de şu var, euroncap s40'ı bir kere test etti bu da 1997 yılında. 2001'deki makyajdan sonra testi IIHS yaptı. Dolayısıyla doğrudan kıyaslama şansımız yok ama IIHS'den aldığı sonuçlara bakarsak(yapılan testler de aynı tip zaten), eğer euroNCAP'e 2001'de bir daha girmiş olsaydı, rahatlıkla 5 yıldız alırdı diye düşünüyorum.
Bu arada evet klimada Mitsubishi candır 😄 . Adamlar taş gibi yapıyor hakkını vermek lazım.
 
  • Beğeni
Tepkiler: bt

PULAT

Gökhan KARAHANLI
Panpa
Beta Programı
Katılım
21 Eyl 2016
Mesajlar
797
Beğeni puanı
2,244
Yaş
37
Konum
Trabzon
Marka
Renault
Maşallah aracınıza. Hep lan alsammı bir tane değişiklik olsun deyip yakın arkadaşımın s60 yüzünden ağlamaları aklıma gelince vazgeçtiğim markalardandır volvo. Umarım dertsiz tasasız kullanmak nasip olur.
 

Sirius

Profesör
Katılım
18 Eyl 2016
Mesajlar
862
Beğeni puanı
2,461
Marka
Alfa Romeo
Keyifle okudum, elinize sağlık. Aracınızla keyifli sürüşler diliyorum.
 

nacker

Elit Apaçi
Katılım
12 Ocak 2019
Mesajlar
250
Beğeni puanı
410
Konum
İstanbul
Bu akşam da arabanın sürüşüyle ilgili bir şeyler karalayayım.

Öncelikle bendeki araç 2001 model, 1.8 litre 122 beygirlik atmosferik motora sahip ve 5 ileri otomatik şanzımanlı. Araç 308 bin km'de. LPG yok. Bu sene başında yaptığım kompresyon testi sonuçlarıyla bir hesap yapmıştım ve motorun gücünü yaklaşık %96 olarak buldum. Zaten arabanın 0-100 hızlanması ve max hızı da hala fabrika verilerine denk sayılır.
0-100 verisi 10.5 saniye bu arada. Max. hızı da kataloğuna göre 200 km/h. Ama eğimli yolda 220'ye kadar gidiyor. Daha üstünü zorlamadım.
Arabada su-yağ kaçağı yok. Yağ tüketimi de iki bakım(10 bin km) arası 0.8 litre kadar. Şimdi en son bakımda Shell yağ kullandım ve tüketim biraz daha azalmış gibi gözüküyor yağ çubuğundan kontrol edince. Ateşleme tertibatı da aşama aşama tamamen orjinal parçalarla yenilendi geçtiğimiz son 2 sene içerisinde. Yani motorun kondisyonu genel olarak yerinde diyebiliriz, aksırma-tıksırma yok. Arıza lambası son 10 aydır hiç yanmadı.

Şanzıman da daha önce bahsettiğim gibi Aisin 5 ileri. Onun da yağını düzenli olarak değiştiririm. Şanzıman da aynı motor gibi orjinal. Yağ değişimleri dışında hiç ellenmedi. Vites geçişleri gayet yumuşak, sürüş esnasında çok kararsız kalmıyor. Kick-down tepkisi vs. gayet akıcı işliyor.

Bu kasaya 1.8 motor güç anlamında tam oluyor. Ne öldürür-ne güldürür hesabı. Eğer 1-2 kişi seyahat ediyorsanız gayet yeterli bir performansı var. Kısa sürede 160'lı hızlara ulaşıp yokuşlara vs. takılmadan o hızlarda tutunabiliyorsunuz. Ama 4-5 kişi + full bagaj yükleyince motorun biraz ufak kaldığı hissediliyor. Yine de yokuşlarda, sollamalarda falan ciddi bir problem olmuyor. Vites küçültüp devri 4000 civarında tutarsanız her türlü gidiyor. Ben bugüne kadar hiç yokuş çıkamama, tır arkasında kalma falan yaşamadım.
Sık sık uzun yola çıktığımdan farklı farklı araçlarla deneme imkanım da oluyor. 1.8 motorlu s40; 1.6 turbo dizellerden biraz daha iyi gidiyor. (136'lık astra'ları bilmiyorum, daha hiç deneyemedim:). Ama 1.6 cdti insignia ile kafa kafaya yürüyor). 1.4 TSi(125) Passat ile de uzun mesafede neredeyse aynı gidiyor.
Burada kasanın, modern araçlara göre biraz daha hafif olması büyük bir avantaj tabii.

Ayrıca arabanın egzozu orjinal olarak 4-2-1 headers'a sahip. Bu sayede hem alt-orta devir bandı canlanıyor, hem de yük altında tatlı bir homurtusu oluyor. Her ne kadar turbolu araçları da(yüksek hacimli olanları) sevsem de, güzel ayarlanmış bir atmosferiğin sesinin yeri başka oluyor.
Emme tarafında değişken sübap zamanlamamız mevcut. 3000 devir gibi devreye giriyor, Honda'nın VTEC'leri gibi agresif değil. Ama devirlenmeyi biraz hızlandırıyor.


Bu arabanın kullanımı ağır. Yani direksiyon hidrolik ama şehir içinde çok ağır kalıyor. Sürekli trafikte seyahat ederseniz bir süre sonra kol kası bile yapabilirsiniz. Gaz kelebeği telli, dolayısıyla gaz pedalı da ağır.
Frene bastığınızda da konfor odaklı tasarlandığını anlıyorsunuz hemen. Frenin ilk 3-5 santimi yumuşacık, sadece şehir içinde arabayı hafifçe durdurmayı-yerinde tutmayı sağlıyor. Kuvvetli bir fren elde etmek için pedalda bir hayli aşağı inmeniz gerek. Ama bastığınızda da iyi duruyor. Kararında frenleri var. 4 tekerde de disk fren olduğunu söylemiştim. Ön diskler 280 mm çapında ve soğutmalı. Arkalar ise 260 mm. Bu ağırlıkta bir araç için yeterli. S40'ların fren sistemi T4'te de 1.6'da da tamamen aynıdır bu arada.


Şimdi gelelim süspansiyonlara. Burada ilk olarak yere olan mesafeden bahsedeceğim. Arkadaşlar bu araba alçak. Orjinal hali bile yere bir hayli yakın. Bırakın dağ-bayır gezmeyi, büyükşehirlerde bile zaman zaman altını vurup sürtüyorsunuz. Binmesi-inmesi de özellikle yokuş bir yerde durduysanız sıkıntılı. Şöyle arabaya 3- 4 kişi binip, koltuğu da en alta alırsanız neredeyse yola oturmuş gibi oluyorsunuz:D.
Yani özetle bu araba asfalt-otoban arabası. Bağ-bahçe-tarla-patika gezerim diyorsanız kesinlikle önermem.

Evet, arkalar multilink bağımsız önler mcpherson demiştik. Yol tutuştan önce süspansiyonu inceleyecek olursam. Süspansiyonlar tatlı sert. Yani patır kütür de değil, yumuşak da değil. Sürekli bozuk yollarda sürerseniz sert gelir. Yollar bozuk değilse de konforu vardır. Bu konuda koltukların önemi büyük.
Süspansiyonlar çok bozuk yollara girmediğiniz sürece sessizler. Ama bozuk yollarda biraz ses gelmeye başlıyor. Bu zamanla yıpranmış parçalarla da alakalı olabilir; arabanın doğal hali de olabilir. Ama özellikle parke döşeli yollarda daha sessiz çalışmasını beklerdim. Kronik bir gacırtı-gucurtu-lokurtu-aşınma problemi yok, onu da belirtelim.

Yol tutuş kısmına gelecek olursak, bu kombinasyonla doğal olarak yol tutuşu kötü değil. Hatta bir çok kişi tarafından kendi sınıfının en iyileri arasında gösteriliyor. Benim tecrübem de o yönde. Yüksek hızlarda kendinden emin yol alıyor. 180-200'de tek elle kullanıp, rahatça viraj dönebiliyorsunuz (kimseye tavsiye etmiyorum kesinlikle). Yolda gezinme-şeritte duramama problemleri yok.

Virajlarda da ilginç bir yapısı var. Öncelikle önden çeker olduğu için doğal olarak kafadan kayma isteği hakim. Ama bu aracın ölçüleri uzun-ince olduğundan olsa gerek (452 cm uzunluğa rağmen genişliği sadece 172 cm), uygun şartlar oluştuğunda -özellikle düşük hızlarda-arkadan da kayabiliyor. Alışkın olmayanlar kullandığı zaman biraz yadırgayabilir ama alıştıktan sonra bu avantajla beraber virajlar daha keyifli oluyor.

Bağımsız süspansiyon sayesinde viraj esnasındaki yol kusurlarından da neredeyse hiç etkilenmiyorsunuz. Yani 160-170'de viraj dönerken çukura da girse, tümseğe de çıksa, bat-çık ta yapsa araç çizgisini bozmuyor. Sekme-anlık yoldan kopma gibi durumlar yaşamıyorsunuz.

Stabillik demişken, arabanın sürüşünde genel bir dinginlik hakim. Yani araba yolda olan biten şeyleri mümkün olduğu kadar tolere etmeye çalışıyor bunu hissediyorsunuz. Bu bir avantajken bir yandan da dezavantaj. Avantajı şöyle, yüksek hızlarda bile kullansanız kendinden emin, güvende hissettiriyor(tabii bunun C sınıfı standartlarına göre olduğunu belirteyim). Dezavantajı ise eğlence arayanlar için öyle sportif odaklı bir sürüşü yok. Yani bir BMW veya Alfa gibi değil.
Ben bu sürüş tarzını açıklamak için "hızlı ama sakin" benzetmesini kullanıyorum.

Tutunma limitlerine gelirsek, lastik ölçülerine göre değişmekle beraber her koşulda oldukça iyi. Burada arabanın(ve benzer süspansiyon yapısı kullanan diğer araçların) karakteristik bir özelliğinden bahsetmek istiyorum. Bir viraja geldiniz diyelim, sakin sakin gidiyorsunuz ama birden sportif moda geçeyim dediniz. Arabayı viraja soktukça biraz yatıyor ve limitleri bu kadarmış gibi geliyor. O esnada biraz daha zorladığınızda araç sert karaktere bürünüp birden kendini virajın içine atıyor.
Bunun sebebi ise, süspansiyonda kullanılan burçların tasarımı bir miktar ezilmeye müsade ediyor. Bundan sebep bir noktaya kadar gevşek, daha sonra sıkı hissettiriyor.

Limitlere geldiğinizi de direksiyondan anlayabiliyorsunuz. Bu arada direksiyonu çok hisli değil. Ama ruhsuz da değil. Direksiyonun ortası (sakin sürüşte kullandığınız kısım) oldukça gevşek, hiç keskin değil. Düz yolda sürekli 3-5 derece sağ-sol yapsanız arabanın umurunda olmuyor, düz gitmeye devam. Ama direksiyona verdiğiniz açı arttıkça, keskinlik ve yol hissi de artıyor. (Tabii yine bir yere kadar.)
Limitleri zorlayıp aştığınızda da yine stabilliğini korumaya nispeten devam ediyor. Tahmin edilebilir davranıyor, sapıtmıyor. Ama ESP gibi yardımcı sistemler olmadığı için yeni araçlar kadar olması mümkün değil. Ama benim 6 senelik kullanımımda hiç bir zaman zor durumda bırakmadı. Ki virajlarda arabayı zorlamayı da severim yani :) .

Bu arada T4 motorlu S40'ların süspansiyonu biraz daha farklı geliyor. Ön-arka viraj demirleri daha kalın ve yayları daha sert. Bu da sportif karakteri arttırıyor.



Yol-rüzgar ve trim sesine gelirsek. Bozuk yollarda klima ızgaralarından çıtırtı-tıkırtı sesleri gelebiliyor. Onun dışında motor ısındıktan sonra çok belirgin bir trim sesi yok(motor soğukken torpido arkasından sesler gelebiliyor). Kapı içlerinden falan da ses yapmaz. Fitil gıcırtısı gibi sesler de 6 senedir hiç duymadım.
Zaten asfaltın düzgün olduğu yollarda hiç bir probleminiz yok.
Ama ben trim sesi konusuna dikkat ederim, yani bir yerde ufaktan başladıysa hemen çözerim. Bunun da etkisi mutlaka büyüktür.

Rüzgar yalıtımı da sınıfı için yeterli diyebilirim. 110 km/h civarı rüzgar başlıyor ama kabin içine girmiyor. Sadece arabanın üstünden aktığını duyuyorsunuz. 140 km/h'a kadar bu böyle devam ediyor, büyük bir rahatsızlık vermiyor. Müzikle rahatça bastırabilirsiniz. 150-160'a doğru artık rüzgar ben buradayım demeye başlıyor. 170'den sonra da iyice belirginleşiyor. 170 üstü hızlarda uzun süre seyahat çok konforlu olmayacaktır bu sebeple. Lakin C sınıfı bir araç olduğunu göz önüne alırsak, bence gayet yeterli.

Yol sesine gelirsek, arabanın orjinal hali oldukça yeterli. Etiket değeri sessiz bir lastik ile kullanırsanız ciddi bir uğultu sorunu olmuyor. 140-150 rahat rahat gidebiliyorsunuz. Ama ben sık sık uzun yol yaptığım için kapı içlerine, bagaj tabanına ve tekerlek davlumbazlarına kendi çapımda biraz ilave yalıtım yaptım. Şu anki durumundan oldukça memnunum. Yazlık lastiklerim sesli olmasına rağmen (lassa) lastik/yol sesi bir gürültü etmeni olmaktan çıktı. Kışlık lastiklerim (nokian) yazlıklara göre daha sessiz ve onları takınca temiz asfaltta rüzgar ve motordan başka bir şey duyulmuyor diyebilirim. Şu meşhur kaba dişli asfaltlarımızda gelen yol sesi de kafa şişirecek kadar yüksek değil. Yaptığım yalıtımın en büyük faydası bu tip asfaltlarda gelen sese oldu zaten.
Özetlemek gerekirse, düz yol konforunda C sınıfının üstlerinde yer aldığını söyleyebilirim. Bozuk yollarda ise süspansiyon tarafında biraz serte kaçıyor.
Tabii araçlar eski olduğundan fitiller-lastikler-süspansiyon elemanlarının sağlığı büyük önem arz ediyor.



Yakıt tüketimi ise yük durumuna ve kullanım tarzına bağlı olarak şehir dışında 5.5-8; şehir içinde 9-13 litre benzin arasında değişiyor. 90'a sabitleyip giderseniz 5.5'e kadar düşürmek mümkün. Ama daha gerçekçi olan rakam 5.8 falan.120 civarı sabit hızlarda 6.5 litre; 140 civarı 6.8-7.2 litre.
Tüketimi hiç umursamadan kullandığımda (genel hızım 160-180 ama ara hızlanmalarda sürekli dip gaz vardı) 240 kilometrede ortalama 8.1 litre yakmıştım. Araç atmosferik olduğundan tüketim makası çok geniş değil. Canını da alsanız yakacağı maksimum yakıt belli.


Bahsetmek istediğim bir diğer durum da aracın yürüten elemanlarında, "overkill" bir tasarım olması. Şöyle ki; motor düşük hacmine rağmen 5.4 litre yağ alıyor. Bu motorda kullanılan yağ filtresi 4.4 V8 S80'e kadar kullanılıyor, filtreleme kapasitesi oldukça yüksek. Ayrıca motor yağı için soğutucu da var. Şanzımanın da kendine ait bir radyatörü mevcut.
Yani otobana çıkıp bir uçtan öbür uca tapa gaz gitseniz bile motor-şanzıman ikilisinin yoğun bir stres altında kaldığı söylenemez. Bu da aracın uzun ömrü için kritik bir şey.
 
Son düzenleme:

tequila

Profesör
Katılım
12 Kas 2017
Mesajlar
1,436
Beğeni puanı
832
Bu akşam da arabanın sürüşüyle ilgili bir şeyler karalayayım.

Öncelikle bendeki araç 2001 model, 1.8 litre 122 beygirlik atmosferik motora sahip ve 5 ileri otomatik şanzımanlı. Araç 308 bin km'de. LPG yok. Bu sene başında yaptığım kompresyon testi sonuçlarıyla bir hesap yapmıştım ve motorun gücünü yaklaşık %96 olarak buldum. Zaten arabanın 0-100 hızlanması ve max hızı da hala fabrika verilerine denk sayılır.
0-100 verisi 10.5 saniye bu arada. Max. hızı da kataloğuna göre 200 km/h. Ama eğimli yolda 220'ye kadar gidiyor. Daha üstünü zorlamadım.
Arabada su-yağ kaçağı yok. Yağ tüketimi de iki bakım(10 bin km) arası 0.8 litre kadar. Şimdi en son bakımda Shell yağ kullandım ve tüketim biraz daha azalmış gibi gözüküyor yağ çubuğundan kontrol edince. Ateşleme tertibatı da aşama aşama tamamen orjinal parçalarla yenilendi geçtiğimiz son 2 sene içerisinde. Yani motorun kondisyonu genel olarak yerinde diyebiliriz, aksırma-tıksırma yok. Arıza lambası son 10 aydır hiç yanmadı.

Şanzıman da daha önce bahsettiğim gibi Aisin 5 ileri. Onun da yağını düzenli olarak değiştiririm. Şanzıman da aynı motor gibi orjinal. Yağ değişimleri dışında hiç ellenmedi. Vites geçişleri gayet yumuşak, sürüş esnasında çok kararsız kalmıyor. Kick-down tepkisi vs. gayet akıcı işliyor.

Bu kasaya 1.8 motor güç anlamında tam oluyor. Ne öldürür-ne güldürür hesabı. Eğer 1-2 kişi seyahat ediyorsanız gayet yeterli bir performansı var. Kısa sürede 160'lı hızlara ulaşıp yokuşlara vs. takılmadan o hızlarda tutunabiliyorsunuz. Ama 4-5 kişi + full bagaj yükleyince motorun biraz ufak kaldığı hissediliyor. Yine de yokuşlarda, sollamalarda falan ciddi bir problem olmuyor. Vites küçültüp devri 4000 civarında tutarsanız her türlü gidiyor. Ben bugüne kadar hiç yokuş çıkamama, tır arkasında kalma falan yaşamadım.
Sık sık uzun yola çıktığımdan farklı farklı araçlarla deneme imkanım da oluyor. 1.8 motorlu s40; 1.6 turbo dizellerden biraz daha iyi gidiyor. (136'lık astra'ları bilmiyorum, daha hiç deneyemedim:). Ama 1.6 cdti insignia ile kafa kafaya yürüyor). 1.4 TSi(125) Passat ile de uzun mesafede neredeyse aynı gidiyor.
Burada kasanın, modern araçlara göre biraz daha hafif olması büyük bir avantaj tabii.

Ayrıca arabanın egzozu orjinal olarak 4-2-1 headers'a sahip. Bu sayede hem alt-orta devir bandı canlanıyor, hem de yük altında tatlı bir homurtusu oluyor. Her ne kadar turbolu araçları da(yüksek hacimli olanları) sevsem de, güzel ayarlanmış bir atmosferiğin sesinin yeri başka oluyor.
Emme tarafında değişken sübap zamanlamamız mevcut. 3000 devir gibi devreye giriyor, Honda'nın VTEC'leri gibi agresif değil. Ama devirlenmeyi biraz hızlandırıyor.


Bu arabanın kullanımı ağır. Yani direksiyon hidrolik ama şehir içinde çok ağır kalıyor. Sürekli trafikte seyahat ederseniz bir süre sonra kol kası bile yapabilirsiniz. Gaz kelebeği telli, dolayısıyla gaz pedalı da ağır.
Frene bastığınızda da konfor odaklı tasarlandığını anlıyorsunuz hemen. Frenin ilk 3-5 santimi yumuşacık, sadece şehir içinde arabayı hafifçe durdurmayı-yerinde tutmayı sağlıyor. Kuvvetli bir fren elde etmek için pedalda bir hayli aşağı inmeniz gerek. Ama bastığınızda da iyi duruyor. Kararında frenleri var. 4 tekerde de disk fren olduğunu söylemiştim. Ön diskler 280 mm çapında ve soğutmalı. Arkalar ise 260 mm. Bu ağırlıkta bir araç için yeterli. S40'ların fren sistemi T4'te de 1.6'da da tamamen aynıdır bu arada.


Şimdi gelelim süspansiyonlara. Burada ilk olarak yere olan mesafeden bahsedeceğim. Arkadaşlar bu araba alçak. Orjinal hali bile yere bir hayli yakın. Bırakın dağ-bayır gezmeyi, büyükşehirlerde bile zaman zaman altını vurup sürtüyorsunuz. Binmesi-inmesi de özellikle yokuş bir yerde durduysanız sıkıntılı. Şöyle arabaya 3- 4 kişi binip, koltuğu da en alta alırsanız neredeyse yola oturmuş gibi oluyorsunuz:D.
Yani özetle bu araba asfalt-otoban arabası. Bağ-bahçe-tarla-patika gezerim diyorsanız kesinlikle önermem.

Evet, arkalar multilink bağımsız önler mcpherson demiştik. Yol tutuştan önce süspansiyonu inceleyecek olursam. Süspansiyonlar tatlı sert. Yani patır kütür de değil, yumuşak da değil. Sürekli bozuk yollarda sürerseniz sert gelir. Yollar bozuk değilse de konforu vardır. Bu konuda koltukların önemi büyük.
Süspansiyonlar çok bozuk yollara girmediğiniz sürece sessizler. Ama bozuk yollarda biraz ses gelmeye başlıyor. Bu zamanla yıpranmış parçalarla da alakalı olabilir; arabanın doğal hali de olabilir. Ama özellikle parke döşeli yollarda daha sessiz çalışmasını beklerdim. Kronik bir gacırtı-gucurtu-lokurtu-aşınma problemi yok, onu da belirtelim.

Yol tutuş kısmına gelecek olursak, bu kombinasyonla doğal olarak yol tutuşu kötü değil. Hatta bir çok kişi tarafından kendi sınıfının en iyileri arasında gösteriliyor. Benim tecrübem de o yönde. Yüksek hızlarda kendinden emin yol alıyor. 180-200'de tek elle kullanıp, rahatça viraj dönebiliyorsunuz (kimseye tavsiye etmiyorum kesinlikle). Yolda gezinme-şeritte duramama problemleri yok.

Virajlarda da ilginç bir yapısı var. Öncelikle önden çeker olduğu için doğal olarak kafadan kayma isteği hakim. Ama bu aracın ölçüleri uzun-ince olduğundan olsa gerek (452 cm uzunluğa rağmen genişliği sadece 172 cm), uygun şartlar oluştuğunda -özellikle düşük hızlarda-arkadan da kayabiliyor. Alışkın olmayanlar kullandığı zaman biraz yadırgayabilir ama alıştıktan sonra bu avantajla beraber virajlar daha keyifli oluyor.

Bağımsız süspansiyon sayesinde viraj esnasındaki yol kusurlarından da neredeyse hiç etkilenmiyorsunuz. Yani 160-170'de viraj dönerken çukura da girse, tümseğe de çıksa, bat-çık ta yapsa araç çizgisini bozmuyor. Sekme-anlık yoldan kopma gibi durumlar yaşamıyorsunuz.

Stabillik demişken, arabanın sürüşünde genel bir dinginlik hakim. Yani araba yolda olan biten şeyleri mümkün olduğu kadar tolere etmeye çalışıyor bunu hissediyorsunuz. Bu bir avantajken bir yandan da dezavantaj. Avantajı şöyle, yüksek hızlarda bile kullansanız kendinden emin, güvende hissettiriyor(tabii bunun C sınıfı standartlarına göre olduğunu belirteyim). Dezavantajı ise eğlence arayanlar için öyle sportif odaklı bir sürüşü yok. Yani bir BMW veya Alfa gibi değil.
Ben bu sürüş tarzını açıklamak için "hızlı ama sakin" benzetmesini kullanıyorum.

Tutunma limitlerine gelirsek, lastik ölçülerine göre değişmekle beraber her koşulda oldukça iyi. Burada arabanın(ve benzer süspansiyon yapısı kullanan diğer araçların) karakteristik bir özelliğinden bahsetmek istiyorum. Bir viraja geldiniz diyelim, sakin sakin gidiyorsunuz ama birden sportif moda geçeyim dediniz. Arabayı viraja soktukça biraz yatıyor ve limitleri bu kadarmış gibi geliyor. O esnada biraz daha zorladığınızda araç sert karaktere bürünüp birden kendini virajın içine atıyor.
Bunun sebebi ise, süspansiyonda kullanılan burçların tasarımı bir miktar ezilmeye müsade ediyor. Bundan sebep bir noktaya kadar gevşek, daha sonra sıkı hissettiriyor.

Limitlere geldiğinizi de direksiyondan anlayabiliyorsunuz. Bu arada direksiyonu çok hisli değil. Ama ruhsuz da değil. Direksiyonun ortası (sakin sürüşte kullandığınız kısım) oldukça gevşek, hiç keskin değil. Düz yolda sürekli 3-5 derece sağ-sol yapsanız arabanın umurunda olmuyor, düz gitmeye devam. Ama direksiyona verdiğiniz açı arttıkça, keskinlik ve yol hissi de artıyor. (Tabii yine bir yere kadar.)
Limitleri zorlayıp aştığınızda da yine stabilliğini korumaya nispeten devam ediyor. Tahmin edilebilir davranıyor, sapıtmıyor. Ama ESP gibi yardımcı sistemler olmadığı için yeni araçlar kadar olması mümkün değil. Ama benim 6 senelik kullanımımda hiç bir zaman zor durumda bırakmadı. Ki virajlarda arabayı zorlamayı da severim yani :) .

Bu arada T4 motorlu S40'ların süspansiyonu biraz daha farklı geliyor. Ön-arka viraj demirleri daha kalın ve yayları daha sert. Bu da sportif karakteri arttırıyor.



Yol-rüzgar ve trim sesine gelirsek. Bozuk yollarda klima ızgaralarından çıtırtı-tıkırtı sesleri gelebiliyor. Onun dışında motor ısındıktan sonra çok belirgin bir trim sesi yok(motor soğukken torpido arkasından sesler gelebiliyor). Kapı içlerinden falan da ses yapmaz. Fitil gıcırtısı gibi sesler de 6 senedir hiç duymadım.
Zaten asfaltın düzgün olduğu yollarda hiç bir probleminiz yok.
Ama ben trim sesi konusuna dikkat ederim, yani bir yerde ufaktan başladıysa hemen çözerim. Bunun da etkisi mutlaka büyüktür.

Rüzgar yalıtımı da sınıfı için yeterli diyebilirim. 110 km/h civarı rüzgar başlıyor ama kabin içine girmiyor. Sadece arabanın üstünden aktığını duyuyorsunuz. 140 km/h'a kadar bu böyle devam ediyor, büyük bir rahatsızlık vermiyor. Müzikle rahatça bastırabilirsiniz. 150-160'a doğru artık rüzgar ben buradayım demeye başlıyor. 170'den sonra da iyice belirginleşiyor. 170 üstü hızlarda uzun süre seyahat çok konforlu olmayacaktır bu sebeple. Lakin C sınıfı bir araç olduğunu göz önüne alırsak, bence gayet yeterli.

Yol sesine gelirsek, arabanın orjinal hali oldukça yeterli. Etiket değeri sessiz bir lastik ile kullanırsanız ciddi bir uğultu sorunu olmuyor. 140-150 rahat rahat gidebiliyorsunuz. Ama ben sık sık uzun yol yaptığım için kapı içlerine, bagaj tabanına ve tekerlek davlumbazlarına kendi çapımda biraz ilave yalıtım yaptım. Şu anki durumundan oldukça memnunum. Yazlık lastiklerim sesli olmasına rağmen (lassa) lastik/yol sesi bir gürültü etmeni olmaktan çıktı. Kışlık lastiklerim (nokian) yazlıklara göre daha sessiz ve onları takınca temiz asfaltta rüzgar ve motordan başka bir şey duyulmuyor diyebilirim. Şu meşhur kaba dişli asfaltlarımızda gelen yol sesi de kafa şişirecek kadar yüksek değil. Yaptığım yalıtımın en büyük faydası bu tip asfaltlarda gelen sese oldu zaten.
Özetlemek gerekirse, düz yol konforunda C sınıfının üstlerinde yer aldığını söyleyebilirim. Bozuk yollarda ise süspansiyon tarafında biraz serte kaçıyor.
Tabii araçlar eski olduğundan fitiller-lastikler-süspansiyon elemanlarının sağlığı büyük önem arz ediyor.



Yakıt tüketimi ise yük durumuna ve kullanım tarzına bağlı olarak şehir dışında 5.5-8; şehir içinde 9-13 litre benzin arasında değişiyor. 90'a sabitleyip giderseniz 5.5'e kadar düşürmek mümkün. Ama daha gerçekçi olan rakam 5.8 falan.120 civarı sabit hızlarda 6.5 litre; 140 civarı 6.8-7.2 litre.
Tüketimi hiç umursamadan kullandığımda (genel hızım 160-180 ama ara hızlanmalarda sürekli dip gaz vardı) 240 kilometrede ortalama 8.1 litre yakmıştım. Araç atmosferik olduğundan tüketim makası çok geniş değil. Canını da alsanız yakacağı maksimum yakıt belli.


Bahsetmek istediğim bir diğer durum da aracın yürüten elemanlarında, "overkill" bir tasarım olması. Şöyle ki; motor düşük hacmine rağmen 5.4 litre yağ alıyor. Bu motorda kullanılan yağ filtresi 4.4 V8 S80'e kadar kullanılıyor, filtreleme kapasitesi oldukça yüksek. Ayrıca motor yağı için soğutucu da var. Şanzımanın da kendine ait bir radyatörü mevcut.
Yani otobana çıkıp bir uçtan öbür uca tapa gaz gitseniz bile motor-şanzıman ikilisinin yoğun bir stres altında kaldığı söylenemez. Bu da aracın uzun ömrü için kritik bir şey.
çok güzel bir anlatım başka araba testi yapıp anlatım yapmanızı öneririm bu şekilde çünkü bence oldukça yeteneklisiniz
 

binglidak

Bahadır kaya
Profesör
Katılım
8 Eyl 2016
Mesajlar
357
Beğeni puanı
562
Güzel yazı elinize sağlık hep merak ederdim bunları. Kazasız belasız...
 

nacker

Elit Apaçi
Katılım
12 Ocak 2019
Mesajlar
250
Beğeni puanı
410
Konum
İstanbul
Maliyetler konusuna girmeden önce, S40'ın ve dolayısıyla Volvo'nun tarihinde önemli bir yer tutan BTCC yarışlarından bahsedeyim.
1993'de Volvo, TWR (Tom Walkinshaw Racing) ile anlaşarak, hem yeni çıkan 850'leri bi tanıtalım hem de azcık yarış görelim diyerekten bu yarışlara ilk defa station bir araç ile katılıyor. Aşağıda gördüğünüz fotoğraf, eski station Volvoların meşhur "flying brick" (uçan tuğla) lakaplarının tam anlamıyla yansımasıdır😁.
Yarışlara station ile katılmanın beklenmedik bir yan etkisi de oldukça ilginç olmuştur. Arkası kocaman olduğu için arkadan gelen diğer araçların görüşünü kısıtlayıp rakip pilotları sinir etmiştir:p
10.jpg


Tabii station ile katılma işin biraz reklam kısmı. Daha sonra 850 sedan'a geçiyorlar.

maxresdefault.jpg




850'nin miadı dolduktan sonra BTCC yarışlarına girecek yeni araç S40 olarak belirliyor. Bu araca, mevcut 5 silindir motorlardan birini geliştirip yerleştiriyorlar. 5 silindir, 2 litrelik atmosferik bir makine. Her silindirin ayrı gaz kelebeği mevcut. 13.5:1 sıkıştırma oranına sahip, 8500 devir limiti var ve 325 beygir güç üretebiliyor.

DSCF9172.JPG
DcL0tvPWsAEY6Rs.jpg

vm308b8g.jpg


vm307b8g.jpg


S40, Rickard Rydell pilotluğunda 1998 yılında 1.liği elde etti. 97'de 4.; 99'da ise 3. olmuştu.

RydellJacok-1024x768.jpg
volvo-s40-front-side-1-162513.jpg
volvo-s40-back-side-1-162512.jpg

642345.jpg






Bu araçtan 3 veya 4 tane yapıldı. Birisi Volvo müzesinde, diğerleri de dünyanın farklı yerlerinde sembolik olarak, ufak çaplı yarışlara katılmaya devam ediyor.
Ayrıca Volvo camiasında kendi uğraşlarıyla BTCC spec S40 yapmaya çalışanlar ve yapmış olanlar da mevcut.
 
Son düzenleme:

SwedishMetal

Panpa
Katılım
9 Ara 2016
Mesajlar
679
Beğeni puanı
1,269
Yaş
23
Konum
Antalya
Marka
Volvo
Başka bir Volvocu görmek ne güzel forumda. İyi günlerde kullanın, S40 hakkında bilmediğim şeyler öğrendim sayenizde. Bizimde bu kasa bir S40 T4 müz vardı 65.000 km de :)
 

nacker

Elit Apaçi
Katılım
12 Ocak 2019
Mesajlar
250
Beğeni puanı
410
Konum
İstanbul
Uzun bir ara vermişim konuya, aklımdan da çıkmış tamamen. Biraz da bakım/yürütme maliyetleri, parça fiyatları ve arızalardan bahsedeyim.
Ha bu arada önceki mesajlara yazmayı unuttuğumu fark ettim. Niye bilmiyorum mesajı da editleyemiyorum. Araçta park sonrası aydınlatma da mevcut. Sanırım yeni araçlarda coming/leaving home deniyor. Arabayı stop ettikten sonra selektör yaptığınızda farlar 30 saniye kadar açık kalıp, kendisi sönüyor. Bu bir opsiyon değil, bütün s40'larda vardır.

Konuya dönersek; öncelikle 6 (2 ay sonra 7) senedir arabanın hiç yolda bırakmadığını belirtmek isterim :) . Ikındığı, aksırdığı, zorlandığı zamanlar oldu ama her seferinde kapının önüne kadar sapasağlim getirdi.
Bu araçların ciddi bir kronik sorunu yok. Ama zamana bağlı olarak neredeyse bütün s40'larda ömrünü tamamlayan bir kaç parça var.

1-Birincisi VVT kasnağı. Değişken sübap zamanlamasını sağlayan kasnak, her 10-15 senede bir bozuluyor. Bozulduğunu, çıkardığı tar-tar-tar sesinden anlıyorsunuz. Bozulması arabanın yürümesine engel değil. Sadece dizel motor gibi ses yapar. Fişini çekerseniz o ses de kesilir, ama arıza lambası yanar. Yakıt tüketimi bir miktar artar ve alt devirler biraz cansızlaşır, onun dışında başka bir sıkıntıya yol açmaz. Yani yolda kalmazsınız.
1B56CC8.jpg


Bu kasnakla beraber, egzantrik keçeleri de yine 10-15 senede bir eskir ve yağ kaçırmaya başlar. O yüzden VVT, keçeler ve triger değişimi genelde aynı zamana denk getirilir, tek işçilikle hepsi hallolur.
Şunu belirtmemde fayda var, bu 10-15 sene aralığı tamamen kullanılan yağ ve yağ filtresinin kalitesine ve değişim aralığına bağlı. 15 sene en ufak problem yaşamadan da binebilirsiniz; yağ bakımlarını hiç umursamadan 5 senede de heba edebilirsiniz.

Keçelerin fiyatı ucuz, orjinal üreticisi Corteco ve 30-50 tl arasında değişen fiyatları var. Triger setini INA marka tercih ederseniz (ki etmelisiniz, orjinal üreticisidir) 600 TL gibi bir fiyatı var. Değişim aralığı 10 sene/120 bin km. Devirdaim pompası bunlarda ömürlük deniyor, ama genel tavsiye 2 trigerde bir değiştirilmesi yönünde. Orjinal üreticisi Aisin ve 300-350 tl gibi bir fiyatı var. Bu kısımda en pahalı parçamız VVT kasnağı. Orjinali şu an 1563 TL. Orjinali Aisin'dir ve üzerinde de açık açık Aisin yazar. Aisin kutulu tercih ederseniz 800-1000 TL civarına bulabilirsiniz.
Ama triger işçiliğini bir volvo ustasının halletmesi lazım. Çünkü bunların sentesi biraz farklı ayarlanıyor. Bilmeyen usta yapamaz eline yüzüne bulaştırır yani.
timing-belt-saturated-with-oil-leak-from-front-cam-seal.jpg



2-Yine en sık karşılaşılan problem benzin basınç regülatörünün bozulması. Bu da stop ettikten bir süre sonra geç çalışmaya sebep oluyor. Araba 2-3 marş sonrasında çalışıyor. Yaşattığı tek problem bu. Marş basmak yerine kontağı aç-kapa da yapabilirsiniz benzin pompasını çalıştırmak için. Bu ufacık parçanın sadece orjinali mevcut ve çok absürt bir fiyatı var, 560 TL. Değiştirmeseniz de olur. Ama değiştirince de en az 10 sene rahat gider.
md_e9924f17-f2a1-4983-bf99-bb45a1452bfe.jpg



3- PCV karter havalandırma sistemi. O dönemdeki çoğu araçtan farklı olarak volvonun bu motorlarında karter havalandırma sistemi catch-can mantığıyla çalışır. Motorun 2 farklı yerinden vakumla bir kutu içerisine blow-by gazları çekilir. Burada kutunun yapısı sayesinde yağ buharı ayrışır ve yoğuşup kartere geri döner. Geri kalan blow-by gazları manifolda geri gönderilir. Problem şu, zamanla bu kutunun içi yağ kurumlarıyla dolup tıkanıyor. Bu da motorun içinde yüksek karter basıncına sebep oluyor. Bu da hem yağ çubuğundan/kapağından üflemeye (bazen ıslık sesi bile çıkarabilir) ve motordaki bütün conta ve keçelerin zorlanmasına sebep oluyor. Hatta yukarıda yazdığım egzantrik keçelerinin ömrü de büyük oranda PCV'nin sağlığına bağlı.
Bu mekanizmanın ömrü tamamen kullandığınız yağın kalitesi ve bakımlara ne kadar riayet ettiğinizle alakalı. Eğer kaliteli tam sentetik yağ ve orjinal filtre kullanıp 10-12 bin km'yi çok aşmazsanız, 15 sene, 150-200 bin km çok rahat gider. Ama yarı sentetik yağlar bu sistemin düşmanı. Çok kurum bıraktıkları için 10 sene/100-150 bin km'de bir tıkanmaya sebep olabiliyor.
Parçaları tamamı orjinal olarak 500-700 tl arasına temin edebiliyorsunuz. İşçiliği de çok zor değil.
pic09.jpg

PCV cutaway.JPG


Bunların dışında ufak bir kaç problem de var.
1-İstisnasız her s40'ın kaputu açılıp kapatılırken silecek koluna sürter. Sebebi silecek kolunun içindeki yataklar zamanla aşınıp, kolun biraz açılı durmasına sebep olması. Silecek fonksiyonuna etki etmez ama pek hoş bir durum değil kaputun sileceğe sürtmesi. Çözümü basit deniyor ama ben hiç uğraşmadım.
2-Far silecekleri zamanla sapıtır. Bazen selam çakar gibi birisi 90 derece havada, öbürü aşağıda kalır. Sonra kendi kendine düzelir falan. Silecek motorları bahsine değmeyecek kadar pahalı. O yüzden genelde herkes iptal eder. Silgeçleri de sökerseniz araba modern bir yüze kavuşur. Yerinde bırakırsanız eskiyi anımsatır.
3-Klima fanı kontrolünün potansiyometresi sapıtabiliyor. Çalışmaya devam ediyor fakat 2'ye ayarlıyorsunuz biraz 4 biraz 1 gibi üflüyor falan. (Tabii otomatik klimada böyle bir problem yok). Potansiyometre elektronikçilerde değiştirilebiliyor. Bir de kalorifer rezistansı denen parça var. Bu da fanın çalışmasını tamamen bozuyor. İçindeki transistör yine elektronikçilerde değiştirilebiliyor.
4- CEM modülü içindeki ön far rölelerinden birisi zamanla sapıtabiliyor. Bende şu an var bu sorun. Farları açtığımda sağ far, sol fara göre daha geç yanıyor. CEM'in olduğu bölgeye sağlam bir tokat, sorunu düzeltebiliyor. Çözümü basit, yeni bir röle alıp değiştireceksiniz.
5- Makyajsız kasaların (2001 öncesi) far kontrol grubu sıkıntılı deniyor. Bu konuda çok bir bilgim yok ama çözümü far anahtarını komple değiştirmek. Makyajlı kasalarda böyle bir problem yok.

Şimdi burada bir çizgi çekip benim yaşadığım sorunlara geçelim. Alt mesajdan devam ederim.
 

Toprak38

Toprak
Faforitçi
Beta Programı
Katılım
8 Eyl 2016
Mesajlar
3,881
Beğeni puanı
11,238
Yaş
21
Konum
Ankara
Marka
Skoda
Valla elinize sağlık. Potansiyel alıcının alyarca arayıp toplayacağı bilgiler tek başlık altında olmuş
 

nacker

Elit Apaçi
Katılım
12 Ocak 2019
Mesajlar
250
Beğeni puanı
410
Konum
İstanbul
Valla elinize sağlık. Potansiyel alıcının alyarca arayıp toplayacağı bilgiler tek başlık altında olmuş
Teşekkür ederim:).
Tam da bunun için yapıyorum aslında. Ben DH'de falan da takılıyorum. Gerek forum içinden gerek özelden sorular, tavsiye eder misin'ler geliyor zaman zaman. Herkese oturup baştan özet geçiyordum eskiden, artık soran olursa bu konunun linkini veriyorum direkt :p .

Bu arada motora dair bahsettiklerim (vvt olsun, pcv, triger vs.) volvonun bütün benzinli modüler motorları için geçerli (90-95'lerden 2010'ların ortasına kadarki bütün 4-5-6 silindirler) (ford motorları hariç). Hepsi aynı mantıkla çalışıyor çünkü, parçaların %80'i de ortak.
 

Mustafak

Panpa
Katılım
8 Eyl 2016
Mesajlar
1,557
Beğeni puanı
4,165
Yaş
27
Konum
KÜTAHYA
Marka
Toyota
Benim arabada da vvti kasnağı varsa ve 3 sene içinde bozulacaksa ocağıma incir ağacı dikecek demektir. S40 düşünen insanlar için cok güzel bir kaynak olmuş elinize sağlık
 

nacker

Elit Apaçi
Katılım
12 Ocak 2019
Mesajlar
250
Beğeni puanı
410
Konum
İstanbul
Benim arabada da vvti kasnağı varsa ve 3 sene içinde bozulacaksa ocağıma incir ağacı dikecek demektir. S40 düşünen insanlar için cok güzel bir kaynak olmuş elinize sağlık
Sizin araç Toyota sanırım. Her markada ve VVT sisteminde parçaların ömrü değişiklik gösterebiliyor. Birinde 5 sene giden öbüründe 15 sene gidebilir, hiç belli olmaz.
 

Mustafak

Panpa
Katılım
8 Eyl 2016
Mesajlar
1,557
Beğeni puanı
4,165
Yaş
27
Konum
KÜTAHYA
Marka
Toyota
Sizin araç Toyota sanırım. Her markada ve VVT sisteminde parçaların ömrü değişiklik gösterebiliyor. Birinde 5 sene giden öbüründe 15 sene gidebilir, hiç belli olmaz.
Aynen dual vvti diye geçiyor ses falan yok şimdilik zaten 117 binde olmaz diye umut ediyorum
 

nacker

Elit Apaçi
Katılım
12 Ocak 2019
Mesajlar
250
Beğeni puanı
410
Konum
İstanbul
Şimdi arabanın çıkardığı masraflara gelirsek;
-2013'de arabanın ilk masrafı, tedbir amaçlı, triger seti oldu. Bunun fiyat bilgisini hatırlamıyorum maalesef. Ama şu an parçalar 600-700 falan. İşçilikle düz 1000 olsun.
- 2014'de, özellikle rölantide motor sapıtmaya başlamıştı, hararet sensörü uçmuş. Onu değiştirdik. Şu an orjinalinin fiyatı 365 TL.
-Kesinlikle başka birisine motor falan temizletmeyin. 2015 yılında arabayı yıkayan yıkamacı motoru yıkamış, bundan kısa süre sonra MAF sensörü bozuldu. O zaman 900 küsür TL idi orjinali. Motor yıkanmasaydı büyük ihtimalle hiç bozulmayacaktı...
Bunlar ilk 3 sene içerisindeki masraflarıydı. 3. seneden sonra arabanın yeri sağlamlaşınca, düzenli şekilde kayıt tutmaya başladım.

2016
2016'da, volvo özel servisinde genel bir bakıma girdi araç ve PCV (karter havalandırma) kutusunun değişmesi tavsiye edildi, iyi dedik. O zamanlar hala volvonun acemisiyiz tabii. Parça fiyatı 170 TL idi. Bir sürü ufak tefek şeyle beraber toplam 250 lira işçilik almışlardı.
Yine 2016'da, motor yağ soğutucusunun hortumunda bir yırtık oluştu. Şansımıza, tam evin önünde park ederken patladı. 350 tl + çekici masrafı çıktı. Patlayan hortum arabanın orjinal hortumuydu.
Yine aynı sene, alt radyatör hortumunun hava alma yerinden su sızmaya başladı. Ciddi bir problem değildi ama dank etti, arabanın fabrikadan gelen hortumları teker teker gitmeye başlamıştı. Bunun üzerine bütün soğutma sistemini orjinal parçalarla yenilemeye başladım. Orjinal olmasına ekstra önem verdim ve çoğunu da yetkili servisten aldım. Şu an sadece üst radyatör hortumu kaldı, onun fiyatı absürt derecede pahalı olduğu için (en son 600 tl idi) erteleyip duruyorum:confused:.
1-Antifriz ruleti oynayanlar %90 kaybediyor
2-Orjinal volvo hortumları bayağı kaliteli. Arabadan söktüğüm bütün hortumların üstünde 2000 yılı damgası vardı. Söküldükleri zaman araba 270-280 bin km ve 15-16 sene yapmıştı. Çoğu da gayet sağlam duruyordu açıkçası.

Arabanın açtığı en büyük masraf işte bu hortumlar oldu. Eğer yan sanayi tercih etseydim, aşağıdaki fiyatın yarısından azına bütün işi bitirebilirdim, ama bu riske değer mi, bence değmez. Hatta şu an iyi ki orjinal almışım diyorum. Bugünkü kurla almak istesem en az 2x olurdu bu fiyatlar. Ki ömürlerinin en az 14-15 sene olduğunu biliyoruz, fiyata oranlarsak uygun denebilir bence. Artık bu araba bu hortumlarla ölür herhalde :),
Yağ soğutucu gidiş/geliş - 350 TL
Kalorifer gidiş/geliş - 280 TL
Radyatör alt hortumu - 280 TL
Genleşme tankı hortumu - 210 TL
Genleşme tankı - 150 TL (bu orjinal değil malesef, magneti marelli marka)
Genleşme tankı kapağı - 42 TL (Febi marka, orjinaliyle bire bir aynı)
Termostat - 32 TL (Bu orjinal değil, Vernet Calorstat marka. Piyasadaki en iyilerinden birisi)(Bu arada araçtan çıkan termostat da fabrikanın taktığı idi:))
Castrol Radicool SF Kırmızı Renkli - litresi 30-40 tl falan. 4 litre aldıydım.
IMG_20170819_161311.jpg
IMG_20171004_131343.jpg
IMG_20171118_152102.jpg


Bunların hepsini kendim değiştirdim(yaklaşık 1-2 senelik bir süreç içinde). Bu sayede işçilikten bayağı bir tasarruf etmiş oldum(volvo ustaları işçilik konusunda acımasızdırhatatat).

2017
2017'nin ilk masrafı alt takım oldu. 273 bin km'de sağ ön salıncağı hem gıcırtı yaptığı hem de rotilinde boşluk oluştuğu için; sol ön rot başını da yine aynı sebepten değiştirdik. Marka olarak TRW kullanıldı ve işçilik dahil 450 TL tuttu. Sökülmüşken aks ve direksiyon körükleri de değişsin dedik, 200 tl tuttu parçalar.
Ayrıca, geçtiğimiz aya kadar, arabanın tek alt takım masrafı bu olmuştu.

Şimdi zurnanın zırt dediği yere geldik. 2016'da PCV kutusu değişmişti ya. Megerse o ustalar yan sanayi parça kullanmışlar. Bu parça 273 bin km'de çatladı ve vakum kaçağı yapmaya başladı. Olur dedik kul yapısı sonuçta. Orjinal PCV kutusunu bizzat kendim alıp ustaya götürdüm, değiştirdiler.
Aradan 2 ay geçti geçmedi ıslık sesi gelmeye başladı motordan. Tekrar götürdüm, incelediler ve PCV'nin kartere açılan kısmı tıkanmış, sesi oradan yapıyor dediler. (Be adam, daha 2 ay önce kendin değiştirdin, bi zahmet kontrol edeydin!). Neyse, yapın bari dedim. PCV tekrar söküldü, karter de açıldı ve kartere açılan bütün delikler temizlendi, geri toplandı. Karter söküldüğü için yağ değişimi de yapıldı; karterin içindeki contalarla(bu motorlarda karter, yağlama sisteminin aktif bir parçasıdır) beraber toplam 675 TL (yağ-filtre-işçilik dahil) tuttu.

Bunun üzerinden yaklaşık 1 ay geçti ve tekrar vakum kaçağı başladı motorda (belirtisi özellikle rölantide aşırı dengesizlik, fakir karışım hatası ve biraz tekleme). Bu sefer kendim inceledim ve ne göreyim. PCV kutusunu emme manifolduna bağlayan hortumdan bulamamışlar (veya benim araçtan çıkanı kaybettiler, veya ömrü dolmuştu-bilemiyorum) ve bildiğimiz su hortumunu büküp takmışlar. Bu hortum U şeklinde. Doğal olarak hortum bu açıya dayanamayıp ortadan yırtılmış.
Bunun üzerine ustaya tekrar gidip bunu değiştirin dedim. Aradık ama o hortumdan hiç bir yerde bulamadık dedi. Çıkmacılara bile sormuşlar(!). Sen böyle bin biz bulunca haber vericez dediler. Eyvallah deyip doğru yetkili servise. O bulamadık dedikleri hortumu Volvo damgalı olarak 120 TL'ye aldım. Ha, üstünden kaç sene geçti hala haber gelmedi 😄😄.
IMG_20180110_113615.jpg
Aldım ama tekrar ustalara gitmeye hiç niyetim yoktu. Gözümü karartıp, ilk defa bu kadar kompleks bir mekanik tamir işine girdim. Bütün pazar günümü aldı.
Bu hortum çok uyuz bir yerde. Dışarıdan görebiliyorsunuz ama erişemiyorsunuz. Emme manifoldunu tamamen sökmek gerekiyor. Onun için de enjektörler, boğaz kelebeği vs. vs. bir sürü ıvır zıvırı sökmek gerekiyor.
IMG_20180110_165243.jpg
IMG_20180110_165929.jpg

Port enjeksiyonlu benzinli aracın 275 bin km'deki emme sübapları. Tertemiz😋.
Bu olaydan sonra sanayiye elimden geldiği kadar az gideceğim dedim. Ve çok şükür o günden beri de arıza/tamir amaçlı gitmedim.

Yine aynı sene, bujileri artık değiştireyim dedim ve orjinal buji alıp taktım. O zamanki fiyatı 120 TL idi.

Bir başka süre gelen problem, arabanın uzun yola çıkınca bir süre sonra gaz yememeye başlamasıydı. durup biraz bekleyince düzeliyordu. Acaba nedir nedir derken bir gün çat diye kapının önünde çalışmaz oldu araba. Hızlı bir inceleme sonrası benzin pompasının bozulduğunu anladım. Walbro marka pompayı 220 TL'ye aldım ve kendim değiştirdim. Bunda çok büyük bir tasarrufum oldu (çekici+işçilik). Araçtan çıkan pompa bir hayli eskiydi- büyük ihtimalle fabrikasyon pompa.
IMG_20170729_141826.jpg



2018
Bu sene yaptıklarımdan ilki tamamen keyfi olarak bobinleri ve buji kablolarını değiştirmek oldu. Bobinleri delphi tercih ettim, fiyatı 163x2= 325 TL.
Buji kabloları bu araçlarda ömürlüktür. Nitekim benim araçtaki de 280 bin km'de olmasına rağmen gerçekten tertemiz duruyordu. Orjinal kabloları 180 TL'ye aldım.





Gel gelelim, geçen sene değiştirdiğim benzin pompası tam 1 sene sonra tekrar aynı şeyi yapmaya başladı. Üstelik kaliteli ABD malı diye almıştım. Maalesef garanti süresi 1 seneymiş, bir kaç gün ile kaçırdım. Şansıma internette 160 tl'ye orjinal bosch bulmuştum, onu alıp taktım. Gayet güzel çalışıyor.

2018 bayağı sakin geçti, sadece aralık ayına doğru, 295 küsür bin km'de arıza lambam yandı: oksijen sensörü. Zaten son bir senedir bujilerde fazladan bir kararma fark etmiştim. Sebebi arıza lambasıyla belli oldu, zengin karışım. Araçtan söktüğüm sensör fabrikada takılan parçaydı. Üreticisi NGK(NTK). Aynısını parçacıdan 390 TL'ye aldım. 22 numara açık ağız anahtar ile değiştirmem 15-20 dk falan sürdü.
IMG_20181201_110225.jpg
IMG_20181201_110316.jpg



Son olarak, 2 ay önce arka viraj demir lastiklerini ve Z rotlarını değiştirdim. Aslında biraz keyfi sayılabilir, çünkü belirgin bir problem yoktu, ama viraj dönerken yol kusurlarından geçtikçe arkanın biraz sekip geri oturduğunu hissediyordum. Kontrol edildiğinde pek bir boşlukları yoktu ama nihayetinde, problemi düzeltti.
Z rotları Lemförder marka aldım, tanesi 70 TL .x2 Viraj demir lastiklerini de orjinal istedim ama bulamadım, mecburen ETS marka aldım, iki tanesi 44 TL.
IMG_20190902_193028.jpg


2019
Ve son bir aydır, sağ ön amortisör takozumdan çukurlarda lokurtu sesi gelmeye başladı. Zaten ön düzenin kaster açılarını bozmaya başladığından şüpheleniyordum(rot ayarlarında çıkmıştı). Onları da yine Lemförder aldım, tanesi 180 TL. El atmışken Z rotlar da değişsin diyorum, TRW marka olarak tanesini 80 TL'ye aldım. Bunlar hala takılmadı, masamın dibinde duruyorlar:), onlar için mecbur sanayiye gideceğim 2 senenin ardından.
E o kadar uğraşmışken amortisörleri de değiştireyim diyorum(çok büyük ihtimalle hala orjinal amortisörler var). Aracın sürüş karakterini biraz iyileştirmek adına Bilstein B4 takmayı düşünüyorum. Onların fiyatı da biraz tuzlu, o yüzden ön takım işini kıştan sonrasına erteledim.
Bir de son zamanlarda sol arkadan kasislerde bir gıcırtı gelmeye başladı ama, şimdilik çok rahatsız etmiyor. Detaylı incelenmesi lazım.


Bu mesajda bahsettiklerim arıza statüsüne girenlerdi. Bunların dışında bir sürü yağ/filtre/fren değişimleri ve bir hayli keyfi harcama da var. Zaman buldukça onlar hakkında da bir şeyler paylaşırım.

Özetlersek, 6(seneye 7) senedir öyle çok ciddi, uğraştıran bir sorun çıkarmadı bu araba. Bir ara hesap yapmıştım ama tam rakamı hatırlamıyorum şimdi, işçilikler vs. dahil 6 senede 6-6.5 bin tl gibi bir maliyet çıkıyor ortaya. Kaba hesapla senede 1000 TL yapar. Bence gayet makul bir değer eski Avrupai bir araç için.
Açıkçası bu tablo volvoya olan çekincemi yenmemi sağladı benim. Bu süreçte şunu çok net anladım, arızayla araba değil kullanıcı ilgileniyor. Her şey aracın nasıl binildiği/nasıl bakıldığında bitiyor.
 
Son düzenleme:

S.Asil

01 ADANA
Beta Programı
Katılım
16 Eyl 2016
Mesajlar
2,007
Beğeni puanı
3,113
Konum
ADANA
Marka
Opel
Süper DIY konusu olur buradan :) ellerinize sağlık nazar değmesin :) 😇
 
Üst