Atatürk Şiirleri - Serdar Yıldırım

ATATÜRK VE DÜNYA TARİHİ
Dünya tarihini
İsterdim yeniden yazmak
Kalem elimde, kağıt önümde
Hiç bir tehdide bağlı kalmadan
Özgün düşünme yeteneğimi kullanarak
Kurgulamak isterdim dünyadaki yaşamı.
* * * *
Vatan savunması hariç
Komşu ülkelere saldıran
Kralları, şahları, padişahları
Devre dışı bırakarak
Dünya tarihini
Atatürk ile aydınlatmak isterdim.
* * * *
Atatürk vatanını savundu
Düşmanlara karşı koydu
Yurduna saldıran düşmanlara
Biz bu sınırlar içinde
Özgür ve bağımsız yaşamaktan başka
Bir şey istemiyoruz, dedi.
* * * *
Düşmanlar, bunu kabul etmedi
Baskısını artırdı
Anadolu'ya saldırdı dört bir yandan
Atatürk, Türk Halkı'yla tek vücut oldu
Savaştı ve galip geldi
Temizledi Anadolu'yu düşmanlardan
Yepyeni bir devlet kurdu.
Adı: Türkiye Cumhuriyeti.
* * * *
Türkiye Cumhuriyeti
Sınırları içinde yaşayan herkes
Atatürk'ü sever ve devrimlerine sahip çıkar
Sadece gerçeklere inanır
Kabul eder Atatürk gerçeğini
Bir ışık yakar beyninde
O ışığın önderliğinde
Aydınlatır kültür yolunu
Yeni nesil insanlara yaşam sunar.

SON
 
ATATÜRK GELDİĞİ GİBİ GİTTİ
Sen bu yurdu kurtardın
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdun
Tarihe ismini
Altın harflerle yazdırdın, diyerek
Bir marş söylüyordum.
* * * *
Birden odanın ortasına
Düştü bir bomba
Ortalığı toz-duman kapladı
Görmez oldu göz gözü.
* * * *
Ben askerde havancıydım
Alışıktım bombalara
İleri gözetleyiciydim
Belimde kasatura
Elimde telsiz, göğsümde dürbün
Havan atışı yaptırmak için,
Çıkardım dağa, tepeye
Havan ile hedefin uzaklığını
Hesap eder, ikinci atışta
Vururdum hedefi 12'den.
* * * *
Tepemden bombalar geçerdi
Ben bombadan korkmam
Bomba benden korkar, derdim.
Ben Türk Askeri'yim.
Hiçbir şeyden korkmaz Türk Askeri
* * * *
Dediğim doğru çıktı
Korkmadı Türk Askeri
Odanın ortasına bomba düştüğünde
Oturduğum yerden ayağa kalktım
Her türlü saldırıya hazırdım.
* * * *
Göz gözü görmeye başladığında
Bir kahraman belirdi odanın ortasında
Ben bu kahramanı çok iyi tanıyordum
O kahraman Mustafa Kemal Atatürk
Bunu biliyordum.
* * * *
Atatürk sağa- sola bakındı
Benden başkasını göremedi
Sen kimsin, adın ne,
Bugünün tarihi nedir, diye sordu.
* * * *
Ben Serdar Yıldırım,
Bugün 29-Mayıs-2021 dedim.
* * * *
Atatürk: Türk Askeri bombadan korkmaz
Türk Askeri yenilmez
Türk Askeri esir düşmez
Türk Askeri galip gelir
Yurduna saldıran düşmanlara karşı koyar, dedi.
* * * *
Odanın ortasına bir bomba daha düştü
Ortalığı toz-duman kapladı
Görmez oldu göz gözü
Atatürk geldiği gibi gitti.
* * * *
Bir saat kendime gelemedim
Odanın ortasında dört döndüm
Ben kendimi gerçek sanırdım
Atatürk gerçeği karşısında
Hayal bile değilmişim.
* * * *
Şimdilerde Anadolu'da
Atatürk, en büyük önder ve lider
Türk insanı vatanını çok seven
Atatürk'e minnettar.

SON
 
  • Beğeni
Tepkiler: nıneleven
1771015161493.png


TAARRUZ KEMAL
Siz Avustralya yerlileri
İngilizler tarafından Anadolu'ya yönlendirilen
Türkler, boyun eğmedi, diyen
İngilizlerin esiri.
* * * *
Siz özgür ve mutlu yaşıyordunuz
Hayattan bambaşka bir gelecek umuyordunuz
Hayat, sizin bir kilonuzu bir pula satmadı
Yetmiş kiloluk bir İngiliz'e esir etti özgür bedenlerinizi.
* * * *
Kitaplar yazar, gazeteler yazardı
Anadolu' da bir Taarruz Kemal var derdi
Haksızlığa boyun eğmez, derdi
Yenilmez yener, ezilmez, ezer de geçer derdi.
* * * *
Taarruz Kemal, Anadolu'yu yurt olarak benimsemiş
Sınırları çizmiş, biz bu sınırlar içinde
Özgür ve bağımsız yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz, demiş.
Siz şimdi aldatan İngiliz'e mi inansanız
Yoksa kahramanca savaşan Taarruz Kemal'e mi inansanız?
* * * *
İngiliz sizi zorladı, gemilere bindirdi,
Hedef Çanakkale'dir dedi.
Taarruz Kemal yok artık, dedi.
Göğsüne gelen bir kurşunla layığını buldu, dedi.
* * * *
Siz havanızı basarak, naralar atarak,
Anadolu' ya ayak bastınız Anzak Koyu'ndan
Anadolu insanı bizden korksun, dediniz
Katliamlar yapmaya hazırdınız.
* * * *
Türk Ordusu' nun başında
Vardı Alman komutanlar
Bunlar Türk Ordusu'nu geri çekerek
Rahatça çıkartma yapmanıza izin verdi.
* * * *
Aradan bir gün geçti
Taarruz Kemal geldi, dediler
Almanlar, bütün cephelerin komutanlığını
Taarruz Kemal'e bıraktı, dediler.
* * * *
Size bir bezginlik çöktü
Bu yenilmez, bizi perişan eder dediniz
Çok uğraştı İngiliz Komutan
Bu Kemal o Kemal değil, dedi.
* * * *
Mustafa Kemal Çanakkale' ye geldi
Düzene soktu Türk Ordusu'nu
Oralarda saklanacak yer bulamadınız
Birçoklarınız gemilere binip, kaçtınız.

SON
 
BEN ATATÜRK SEVDALISIYIM
Çocuktum ben bir zamanlar
Karaçor derdi annem bana
Zayıf bir kara çocuk,
Özgün düşünme yeteneğine sahip,
Uygar, çağdaş,
Geçmişi araştıran,
Her güne yeni bir umutla başlayan,
Geleceği kurgulayan,
Zayıf ama güçlü, çok güçlü.
* * * *
Mahalle maçlarında
Karşı takımın golcüsü iyiyse
Kaleci.
Maç normalde devam ediyorsa
Golcü.
Kaleciyse penaltı kurtaran,
Golcüyse hata affetmeyen.
* * * *
Babam öğretmendi, Atatürk derdi.
Annem ev hanımı, Atatürk dedi.
Ben de uygar, çağdaşım ya
Atatürk, Atatürk, Atatürk dedim.
* * * *
Benim kalbim Atatürk der atar.
Benim beynim Atatürk der çalışır.
Benim damarımda kan, Atatürk der dolaşır.
Güne başlarsam Atatürk demeden
Ayaklarım birbirine dolaşır.
* * * *
Ben Atatürk sevdalısıyım.
Bir şeyler yapmak çabasındayım Atatürk için,
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde
Yeni bir güne umutla başlıyorsa insanlar
Bunu Atatürk'e borçludur.

SON
 
ATATÜRK ÇAĞI
İlk Çağ, Orta Çağ
Yeni Çağ, Yakın Çağ
Yakın Çağ 1789
Fransız Devrimi'yle başladı
Sonrasında
Atom Çağı, Uzay Çağı dediler
Yoğurt olmadı mayasız sütten
Aradan 211 yıl geçti
Girildi 2000 yılına
Başladı Atatürk Çağı.
* * * *
Atatürk Çağı dünyaya barış getirdi
Atatürk Çağı dünyaya kardeşlik getirdi
Bir milletin başka bir millete baskısını sildi
Her milletin kendi bayrağı altında toplanmasını sağladı.
* * * *
Bu durum 2020 yılında sağlandı mı?
Hayır, sağlanmadı
Sağlanması zaman alır mı?
Evet, alır
Dünyada yaşayan insanlara
Kabul ettirmek iyiliksever fikirleri
Zordur, çok zordur.
* * * *
Ey dünyalı, Atatürk Çağı başladı
Bunun farkında olmalısın
Atatürk Çağı'nı kabul edenlerin
En başında sen olmalısın.

SON
 
1771015351286.png


KARA KALPAKLI ATLI
Karşıdan gelen bir atlı
Atlı kara kalpaklı
Bakışları pek dertli
Çehresi çok sertti.
* * * *
Atlı geldi, attan indi.
Bendeki merak dindi.
Beynimdeki düşman sindi.
Çünkü gelen bir dosttu.
* * * *
Ben O'nu tanıyordum.
Her an adını anıyordum.
Mustafa Kemal diyordum.
Mustafa Kemal Atatürk diyordum.
* * * *
Atatürk beni tanımadı.
Sen de kimsin böyle, diye sordu.
Söyledim gelecekten geldiğimi
Tarih 11-10-2020 dedim.
* * * *
" Demek 100 yıl sonrasından geldin.
Dur, hiç boşuna konuşma
Beni tanıdın, kim olduğumu biliyorsun
Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşıyorsun. "
* * * *
Evet, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.
Bundan gurur duyuyorum.
Önderim, liderim de sensin
Seni yere- göğe sığdıramıyorum.
* * * *
" Demek başardım, bunu biliyordum.
Türkiye Cumhuriyeti kurulacak diyordum.
Yedi değil, yetmiş düvel gelse de
Zafer kazanacağımdan emindim.
* * * *
İçerideki düşman dışarıdakinden hırslı
Özgürlük ateşini söndürmekte kararlı
Padişahtan umudunu kesen herkes
Benim hür bayrağım altında toplanmalı.
* * * *
Ben Anadolu'nun Türk Yurdu olmasında kararlıyım.
Bunun için gereken ne varsa yapacağım.
Planlarımı zafer üstüne kurgulayacağım.
Baskı altındaki milletlere örnek olacağım. "
* * * *
Sen çok yaşa emi yüzyılın savaşçısı
Anadoluyu işgal etti, düşman ordusu
Yoktur Türk Askeri'nde düşman korkusu
Çoktur düşman askerinde Mustafa Kemal korkusu.
* * * *
Kara kalpaklı atlı
Topuktan gelen bir selam verdi.
Atladığı gibi atına
Doludizgin uzaklaştı.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
 
TÜRK DEVRİMİ
Devrim, karanlığın yok olması
Başlamasıdır aydınlığın
Devrim, yeniliklere ayak uydurmak
Çağdaşlaşmak, medenileşmektir.
* * * *
Yüzyıllar ötesinde kalmış fikirler
Kaybeder zamanla geçerliliğini
Ortaya çıkar yeni düşünceler
Sonsuza dek sürer bu değişim.
* * * *
Büyük Vatan Şairi Namık Kemal
Asla vazgeçmedi millete hizmet yolundan
Magosa zindanlarında bile
Vatana hizmetten bahsetti.
* * * *
1840-1888 yılları arasında
Dünyadan bir Namık Kemal geçti
Atatürk, lise yıllarında Namık Kemal'in
Fikirleri beni çok etkilemiştir, dedi.
* * * *
Atatürk'e göre, Türkiye Cumhuriyeti
Sınırları içinde yaşayan herkes Türk'tür.
Bu cumhuriyette yaşayanlar
Övünmelidir Türklüğüyle..

SON
 
SAVAŞ KAHRAMANI ATATÜRK
Dünyanın gelmiş, geçmiş
En büyük savaş kahramanı
Sorsalar, kimdir diye?
Derim Mustafa Kemal Atatürk.
* * * *
Dünyanın merkezi konumundaki
Anadolu'da, binlerce yıldır
Yüzlerce medeniyet gelmiş, geçmiş
İki binli yıllarda Anadolu'da yaşayan insanlar,
Kaçta kaçını biliyor, bu medeniyetlerin?
* * * *
Dünyanın pek çok ülkesinden
Daha fazla nüfusa sahip İstanbul
28-9-2021 tarihi itibarıyla 16 milyon
Kazdıkça altından medeniyet çıkıyor.
* * * *
Dünyanın en büyük medeniyet
Başkenti İstanbul'dur.
Zamanın durduramadığı
Saatlerin sessiz çaldığı İstanbul.
* * * *
Herkes biliyor İstanbul'u ilk fethedeni
İstanbul'u ikinci kez fetheden Atatürk'tür.
Düşman eline geçmemeli İstanbul bir daha
İstanbul özgür olmalı, Türk olmalı.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
 
ATATÜRK'TEN YANA TARAFIM
Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduktan sonra
Asıl savaşımız şimdi başlıyor, dedi.
Ağaçları kesmedi, bataklıkları kuruttu
Ortaya çıktı, yeni tarım alanları.
* * * *
O zamanlar Anadolu'da
40 bin tane köy vardı
Köylülere tarla, bahçe verdi
Ekip biçti, köylü buraları
Aç karnını doyurdu, mutlu oldu.
* * * *
Yollar, köprüler yaptı
Kurdu fabrikalar
Buralarda binlerce işçiye
İş imkanı sağladı
* * * *
Modern ve çağdaş okullar açtı
Öğrencilerin geleceğe yönelik
Bilgi ve beceriyle donanmasını sağladı
Ayrılmadı bilimin ve aklın çizgisinden
* * * *
Atatürk'ten yana tarafım
Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde
Türk olarak kabul eder yaşayan herkesi
Türk şereflidir, onurludur
Vatanına ihanet etmez.

SON
 
1771015515649.png


BİZ MUSTAFA KEMAL'İN ASKERLERİYİZ
Gelecek nesiller
Rahat etsinler diye
Çanakkale'deydik.
* * * *
Çanakkale'ye gelip
Evine, köyüne geri dönemeyen
Çanakkale'ye gelip
Kimi bir gün
Kimi bir buçuk yıl
Ömür törpüleyen
Yarı aç, yarı tok
Tam aç bazen
Kahramanca savaşan
Geçit vermeyen düşmana
Canını dişine takan
Sadece kazanmayı düşünen
Türk Askerleriyiz.
* * * *
Biz binlerceydik
On binlerceydik
Yüz binlerceydik
Kimse bilmedi, çoğumuzun adını
Hayatımızı bir kurşuna
Satmadık bir bombaya
Direndik, yıkılmadık, yenilmedik
Ezip geçtik, bizi yenmek isteyenleri.
* * * *
Biz Mustafa Kemal'in askerleriyiz
O, gelmeden önce siperleri gerilere
Daha gerilere kaydıran
O, geldikten sonra zafere
İmza atan Türk askerleriyiz.
* * * *
Alman komutan Liman Von Sanders gitti
Yerine Türk komutan Mustafa Kemal geldi
Topçulara ateş etmeyin, bekleyin, diyen
Alman komutan gitti
Ateş, ateş diyen Mustafa Kemal geldi.
* * * *
Mustafa Kemal İngiliz gemilerini
Çanakkale Boğazı'nın
Karanlık sularına gömdü
Anadolu'nun Türk yurdu
Olmasını istemeyen
İngilizlere dersini verdi.

SON
 
MAVİ ATEŞ
Deniz altında kalmış dağ patlar
Bunun sonunda volkanik ada oluşur
Baskı altında kalmış Türk patlar
Bunun sonunda Türkiye Cumhuriyeti oluşur.
* * * *
Evren milyarlarca yıl önce
Büyük patlama sonucu oluşur
Galaksiler meydana gelir
Yüz milyonlarca yıldız içerir galaksiler.
* * * *
Bunlardan sadece birisi
Samanyolu Galaksisi
Benim de içinde yaşadığım
Güneş sistemini barındırır.
* * * *
Bizim güneş sistemimizde
Dokuz gezegen vardır
Bu gezegenlerden biri de
Sevgili dünyamızdır.
* * * *
Dünyada yaşayan insanlar
Bir şeyler icat ettiler kendiliklerinden
İnsanların fikir ve düşüncelerine
Birtakım kısıtlamalar, baskılar koydular.
* * * *
Adına öğreti dediler
Yaşantı dediler
Halkları birbirine
Düşman ettiler.
* * * *
Kim neye inanırsa inansın
Diyemezsin benim gibi düşüneceksin
Belki yanlışta olan sensin
Değişik düşüneni anlamaya çalışmalısın.
* * * *
İnsanı insan yapan özellik
Saygı duymaktır canlıların yaşamına
Canlılara sevecen davranıp
Unutmamaktır insan olduğunu.
* * * *
Büyük bir ordu hazırlamakla
Ülkelerin sınırını geçmekle
O ülkeyi fethetmeye çalışmakla
Sorunları çözemezsin.
* * * *
Bak Mustafa Kemal Atatürk
Vatan savunması hariç
Savaş bir cinayettir, demiş
Savaşmayalım artık.
* * * *
Atatürk demişse doğrudur
Savaştan kaçınmalı insanlar
Dünya durdukça
Barış içinde yaşamalı.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
 
YOKSA SEN İNGİLİZ CASUSU MUSUN?
Mustafa Kemal 1.5 yıl Çanakkale'de kaldı
Kar, yağmur, çamur demedi, savaştı
Karşı koydu Anadolu'ya saldıran düşmanlara
Yeni nesiller özgür ve bağımsız yaşamalıydı.
* * * -
İngiliz gemileri, siperlere binlerce bomba attı
Son nefesini verdiğini bilemedi nice canlar
Onlar biliyordu Anadolu düşmana kalmaz
Mustafa Kemal yalnız kalsa da düşmana teslim olmaz.
* * * *
Bombaların patlamadığı bir anlık zaman diliminde
Çanakkale'de olmayı düşledim zaman gezgini olarak
Dileğim gerçekleşti, Türk siperlerindeydim
Mustafa Kemal ayaktaydı ben bir köşede otururken,
Bombalardan korkmuyordu, bombalar O'ndan korkuyordu
Pek çok bomba gidip uzakta patlıyordu.
* * * *
Mustafa Kemal beni fark etti, eliyle işaret etti:
" Sen asker değilsin, ayağa kalk, kim olduğunu söyle?
Yoksa sen İngiliz casusu musun? "
* * * *
Ayağa kalktım, selam verdim:
Ben Serdar Yıldırım, gelecekten geliyorum
Tarih 5-Eylül-2021 Pazar
Türküm, Türk olmaktan gurur duyuyorum, dedim.
* * * *
" Demek 106 yıl sonrasından geldin
İngiliz gemileri, Çanakkale'yi geçip, Marmara'ya giremez
Burada zafer kazanmamız, Anadolu insanının gözyaşını silemez
Anadolu insanı birlik olursa onları dünya gelse yenemez. "
* * * *
Bunun üzerine ben şöyle dedim:
Her dediğinizin altına imzamı atarım
Hepsi yüzde yüz doğrudur ve örnek alınmalıdır
İngilizler, Çanakkale'yi geçemeyecekler.
* * * *
Konuşmam bittiğinde yakınımda bir bomba patladı
Ayrıldığımı hissettim yüzlerce parçaya
Ben bölünmemeliydim, dağılmamalıydım
Bir bütün olarak kalmalıydım ve yaşadıklarımı
Anlatmalıydım günümüz insanına
Çeşitli iletişim kanallarıyla bunu
Binlerce, on binlerce okura ulaştırmalıydım.

SON
 
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI: BÜYÜK KURTARICI
Atatürk'ün kız kardeşleri Makbule ile Naciye tartışıyordu.
Naciye: Abla, son günlerde annem ve babamın konuşmalarından şu sonuca ulaştım: Osmanlı kötüye gidiyor ve önlem alınmazsa sonumuz bir felaket.
Bunun üzerine Makbule: Doğrudur. Bir kötü gidişat var ama önlem alınmıyor. Saray yabancı kadınlarla doluymuş. Padişahın annesi yabancıymış. Annemiz Zübeyde Hanım bir Türk. Biz de Türküz diyoruz. Annemiz fransız veya rus olsaydı, biz de fransız ve rus olurduk. Fransa'ya ve Rusya'ya hizmet ederdik. Türkleri kendimize düşman bilirdik.
Naciye: Abla, sen bunları biliyorsun. Sadrazam ve vezirler de biliyor. Önlem alsalar ya.
Makbule: Naciye, biliyorsun, ben Osmanlı tarihini araştırdım. Belli bir dönemden sonra kaç tane Türk sadrazam ve vezir adı söyleyebilirsin?
Naciye: Çoğu başka milletlerden, aralarında Türk yok gibi.
Makbule: Bunlardan Osmanlı Devleti yıkılmasın demesini bekleyemezsin.

---------------------------------------------------------------------


BEN BEBEK MİYDİM?
Yıl 1872. Evde oturmaktan canı sıkılan Fatma'yı annesi Selanik sokaklarında gezmeye çıkardı. Sokaklar bomboştu, Arada bir tek tük adamlar geçiyordu. Bu Selanik'te kadın yok muydu? Çocuklar evet çocuklar hani neredeydi? Neden eve kapatılmıştı? Bu durum Fatma'nın kafasına takıldı. Annesine şöyle bir soru sordu: Yemeklerimi yemiyordum ya o zaman ben bebek miydim? Zübeyde Hanım derinden etkilendi. Bilmem kaç zaman önce Fatma ile böyle bir fikir alışverişi olmuştu. Fatma, yemeklerini neden yemiyorsun, demişliği vardı ama Fatma'nın bunu hatırlaması olanaksızdı. Zübeyde Hanım, Fatma'sına sıkıca sarıldı.
Daha sonra sahile çıktılar. Boylu boyunca Ege Denizi önlerinde uzanıyordu. Vur patlasın, çal oynasın eğlenen, günün yirmi dört saati etkinliğini gösteren sahil gazinolarında ermeni, rum, yunan ve diğerleri coşku doluydu. Zübeyde Hanım kızı Fatma'nın elini sıkıca tuttu. Eve doğru yöneldi. Ali Rıza Bey işten dönmüş ve yorgun olmalıydı. O geldiğinde mutfakta olmamak yakışık almazdı.

-----------------------------------------------------------------------


BİR TORBA BALIK
Ali Rıza Bey ile oğlu Ahmet o sabah erkenden kalktı. Akşamdan sözleşmişlerdi, yarınki balık tutma işi için. Önceleri Zübeyde Hanım karşı çıkmıştı. Ne gereği var canım, sabah erken kalkmanın. Biraz uykunuzu alıp bir iki saat geç kalksanız da olur. Sanki Ege Denizi'nin balıkları, Ali Rıza Bey ile Ahmet gelecek ve biz onların oltasına ilk takılan olacağız mı diyecekler, dediyse de dinletemedi. Zübeyde Hanım onları sabah erkenden yolcu etti.
Ali Rıza Bey ile Ahmet çok hırslıydı. Ellerinde birer olta ve gelsindi balıklar, atılsınlardı oltaya, bakalım kim, kaç balık yakalayacaktı?

Aradan saatler geçti. Ali Rıza Bey ve Ahmet saatlerdir denize olta atıyordu. Oltanın ucundaki yem yeniyor ama balık yakalanmıyordu. Kavanoz içinde getirilen yemler bitmiş ama ortada balık yoktu.
İkindi vaktini geçmişti. Ali Rıza Bey ve Ahmet, bu balıklar bizi sevmedi. Yem yiyor ama kaçıyorlar. Anneni ben severim, sen de seversin. Dönerken balık alalım, annen de sevinsin ama aramızda sır. Aradan yüz yıl geçse bile anneye söylemek yok.
Bunun üzerine Ahmet, merak etme baba. Bizim balık almamızın kimseye zararı yok.
Ali Rıza Bey ile Ahmet, akşamüstü bir torba balıkla eve giriş yaptı. Zübeyde Hanım onları coşkuyla karşıladı. Akşam yemeğinde bol bol balık yediler.

-----------------------------------------------------------------


ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU
Ali Rıza on dört yaşındaydı. Arkadaşı Osman'la komşu köye gitmiş ve yalnız geri dönüyordu. Gök gürlemeye başladı. Belli yağmur geliyordu. Ali Rıza adımlarını hızlandırdı. Köyüne daha yol vardı. Bir saçak altı, bir girdap bulup yağmurun dinmesini beklemeliydi. Karşıda bir çınar ağacı gördü. Onların yüzlerce yıl yaşayanı vardı. Ne fırtınalar, yağmurlar atlatırlardı. Hem bu çınar ağacı tam bir saçak altıydı. Oraya sığınırsa yağmurun damlası değmezdi. Aniden gökyüzünde bir şimşek çaktı. Sonrasında uzaklara yıldırım düştü. İleride gökyüzü daha karaydı. Kısa bir süre sonra doğa gerçek gücünü gösterip yağmur damlalarını ağırlaştırırdı. Pek çok şimşek çaktırıp yıldırım düşürür ve bazı canlıların yaşamlarını sonlandırırdı. Ali Rıza oralarda bir çukur bulup içine sindi. Zaten sırılsıklam ıslanmıştı. Yağmurdan korkusu yoktu. O'nun düşüncesi yıldırımdı. Her şimşek çakışında korkmuyordu ama ürperiyordu.

Al Rıza bir anlık zaman diliminde başını yukarı kaldırıp ileri baktı. Adamın biri hızla gelerek çınarın altına sığındı. Saniyesinde şimşek çaktı ve yıldırım düştü. Boğuk bir feryat duyuldu ve adam yere yığıldı.
Ali Rıza: Vay anasını, demek ben oraya önce varsaydım yıldırım bana düşecekti. Beni bu hayattan silip süpürecekti. Ben bu hayatta var olmalıyım ve en azından çocuklarım olmalı.
Sonradan yağmur dindi. Ali Rıza çukurdan çıktı, çınarın altına gitti. Yıldırım adamı yakmış ve ikiye bölmüştü. Daha sonra köyüne doğru yöneldi. Köy kahvesinde olanları anlattı ve yardım etmelerini istedi.

Ali Rıza evine vardığında annesi Ayşe Hanım olanları dinleyince çok şaşırdı. O, insan hayatının doğa tarafından bu kadar kolay yok edilemeyeceği düşüncesindeydi. Kulaktan dolma değerlerle hayatı şekillendirirdi. Ali Rıza'nın anlattığı bu olay ve yorumu hayatına değişik bir bakış açısı kazandırmıştı.
Ali Rıza bir süre daha hayata devam edebileceği düşüncesindeydi. Belki bir gün evlenir, çocukları olurdu. Eğer çocukları olursa, onları çok sevecekti.

Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994

-------------------------------------------------------------------------

GERÇEK OLAN NEDİR?
Ali Rıza ile Zübeyde nişanlanalı bir ay olmuştu ki bunlar Selanik sokaklarında gezmeye çıktı.
Ali Rıza: Zübeyde istersen şurada oturalım. Ege Denizi önümüzde, Selanik arkamızda biz hayattan başka ne bekleriz?
Bunun üzerine Zübeyde: Ali Rıza, hayattan istenecek çok şey var ama hayat bunları bir anda bize vermiyor. Kısım kısım veriyor. Bazen hiç vermez.
Ali Rıza: Bilirim Zübeyde, bilirim. Onun öyle olduğunu bilirim.
Zübeyde: Biz hayat olsak hayatı kurgulasak. Hayat kötü olsa iyi insanları kötülüğe yönlendirse işsiz bıraksa soygun yaptırsa sen buna iyidir diyebilir misin?
Ali Rıza: Annesi hasta olan genç adam işsizdi, parası yoktu. Bu genç eczaneye girdi. Eczacıya reçeteyi gösterdi, gerekli olan ilaçları aldı. Dört kutu ilaç. Para vermeden çıkıp gitti. Zübeyde, sen hakim olsan bu genci hapse atabilir misin? Belki annesi ertesi gün kalkıp yürüyecek. Zaten eczacı şikayetçi olmamış.
Zübeyde: Bak Ali Rıza, bunlar göreceli kavramlar. On kişi olsa beşi evet der, beşi karşı çıkar. Herkes akıl fikir düzeyi, zeka seviyesi açısından fikir ileri sürüp yorum yapar ama gerçek olan nedir?

-----------------------------------------------------------------------


DÜĞÜNE DÖRT GÜN KALDI
Ali Rıza ile Zübeyde için, nikah törenine dört gün kalmıştı. Bunlar yine bir fırsatını bulup yalnızlığa adım atmıştı.
Ali Rıza: Zübeyde sen böyle konuları konuşmaktan hoşlanmazsın ama ben yine de sormak istiyorum. Biz evlenince kaç çocuğumuz olsun istersin?
Zübeyde: Aman Ali Rıza, hele bir çocuğumuz olsun, ben onu el bebek, gül bebek beslerim. Araştırdım ve buldum. Yeni evli çiftlerin ilk çocukları yüzde yetmiş ihtimalle kız oluyormuş. Belki yüz yıl sonra bu yüzde seksene çıkarmış. Ali Rıza, ilk çocuğumuz kız olsa sen bundan rahatsız olur musun?
Ali Rıza: Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Zübeyde, sen beni iyi tanımamışsın. Kızım olsun, oğlum olsun onu bağrıma basarım.

Sonunda o dört gün geçti. Ali Rıza ile Zübeyde evlendi. İlk çocukları Fatma oldu. Ali Rıza ile Zübeyde onu bağrına bastı. Gelecekte onları mutlu günler bekliyordu.
Aradan yıllar geçti. Fatma dördüncü yaş gününü kutluyordu. Zübeyde Hanım yaptığı pastanın üstüne dört mum dikmişti. Fatma mumları üfledi ve dört yaşına girdi. Önünde uzun bir yaşam vardı ve O bu şansını sonuna kadar kullanırdı.

---------------------------------------------------------------------


GAGASI OLMAYAN KARTAL
Atatürk'ün abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Kardeşleri 2 yaşındaki Mustafa'nın elinden tutarak mutfağa gittiler. Annelerinden bir hikaye anlatmasını isteyeceklerdi ama anneleri mutfakta yoktu. Odalara baktılar, evde yoktu. Yatak odasına yöneldiler. Babaları Ali Rıza Bey orada olmalıydı. Kapıyı çaldılar, içeriden buyurun, gelin denince içeri girdiler.
Ali Rıza Bey: Krallarım benim, şahlarım, padişahlarım! Siz üçünüz bir anda tarih sahnesinden silinseniz, ben kime oğlum derim? Kim benim adımı tarih karşısında yargılar? Kim benim adımı tarihe sabitler? Siz üç oğlumdan en az biri büyük işler başarsın ve benim adım da bu O'nun babasıdır diye anılsın. Tarihe geçsin. Yüzyıl sonra yeniden dünyaya gelsem ve adım kitaplarda yoksa hakkımı helal etmem bilmiş olun.

Bunun üzerine Ahmet: Baba, yüzyıl sonra bizim adımızdan yola çıkarak tarih kitaplarında bolca varsan ne diyeceksin?
Ali Rıza Bey: O kadar mutlu olurum ki herhalde kanatlanıp gökyüzüne uçarım.
Sonrasında derin bir sessizlik oldu.
Ömer: Annem mutfakta yoktu. Hikaye anlatmasını isteyecektik. Şimdi buraya geldik. Baba, bize bir hikaye anlatır mısın?
Ali Rıza Bey: Canım oğullarım, siz isteyin ben size sabaha kadar on tane hikaye anlatırım, dedi ve bir hikaye anlatmaya başladı:
Kendini gökyüzünün hakimi sanan bir kartal vardı. Çok büyüktü. Kanat açıklığı on metreyi buluyordu. Aslanlar, kaplanlar ondan korkardı. Pençelerine yakalanan hiçbir canlı sağ kurtulamazdı.. Yaşlanan kartalın gagası düşüyordu ya işte bu kartal da yaşlanınca gagası düştü. Gagası olmayan bu kartal yeni bir gaga çıkması için, aylarca bekledi. Sonunda beklemekten sıkıldı. Timsah dolu bir nehre atladı ve timsahlar onu yedi. Hikayemiz burada bitti.
Ahmet sordu: Baba, bu anlattığınız hikayeden nasıl bir ders çıkarmalıyız?
Ali Rıza Bey: Hikaye anlatmamı istediniz, işte hikaye anlattım. Varın ötesini de siz hesap edin. Ne anladıysanız onu anlatmışımdır.

------------------------------------------------------------------------


ALİ RIZA İLE ZÜBEYDE'NİN AŞKI
Ali Rıza memur olmuştu. Kazancı iyiydi. Mahalle arkadaşları, tanıdıkları, amca çocukları evlenmişti. Arkadaşlarından ikinciye çocuğu olan vardı. Düğünlerde kızlarla dans eder, şarkı söylerdi. Aşkın ve aşığın yaşatılması taraftarıydı.
Babası ve annesi nice zamandır Ali Rıza'ya kız buluyor, Ali Rıza kızı görüyor ve evlenilecek nitelikte bulmuyordu. Ali Rıza'ya kız beğendirmek çok zordu. Yaşın otuz oldu, evlen artık Ali Rıza, diyorlardı.
Günlerden bir gün babası işten dönmemişti, annesi oğlunu karşısına aldı: Bak Ali Rıza, komşular dediydi, sarı saçlı, mavi gözlü, dünya güzeli bir kız var. Adı Zübeyde. Gittim, gördüm. Terbiyeli, saygılı. Baban, sen, ben evlerine gidelim, kızı bir de sen gör.
Ali Rıza: Olur anne, istersen yarın gidelim, ne dersin?
Annesi: Tamam, yarın gidelim.

Ertesi gün Ali Rıza, annesi ve babası, Zübeyde'nin evine gitti. Ali Rıza, Zübeyde'yi görünce beyninden vurulmuşa döndü.
Bu kız geçen gece rüyasında gördüğü kızdı.
Selanik'te bu kadar güzel bir kız varmış da benim haberim yokmuş, diye kendi kendine hayıflandı. Ali Rıza'nın babası Ahmet Efendi, isterseniz gidin bahçede bir gezin gelin, dedi ve gençler bahçeye çıktı. Ali Rıza, Zübeyde ile ağaçlardan, çiçeklerden bahsederek bahçenin sonuna kadar gitti. Dönüş yolunda Zübeyde'ye evlenme teklif etti: Zübeyde, benimle evlenir misin? dedi.
Zübeyde: Niyetli olmasaydım buraya gelmezdim, dedi. Ali Rıza öylece kalakaldı. Bundan sonra ne yapması gerektiğini bilemedi.

Daha sonraki günlerde Ali Rıza ile Zübeyde, Selanik sokaklarında gezdiler, dolaştılar. Zübeyde'nin evinde nişan töreni yapıldı. Zübeyde düğün istemedi. Ali Rıza, seninle olduğum her gün bana düğün dedi ve Zübeyde'den tarafa çıktı.
Aradan günler, aylar, yıllar geçti. Onların altı tane çocukları oldu. Hepsi birbirinden değerliydi. Mustafa da bunlardan biriydi. Daha sonra Mustafa Kemal adını alacak ve yurdu istila edilen Türk'ün Kurtuluş Savaşı'nı başlatacaktı.

SON

Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994

----------------------------------------------------------------------

ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU
Ali Rıza Bey, Selanik'te dünyaya geldi. İlkokulu Mahalle Mektebi'nde okudu. 12 yaşına gelince arkadaşları arasında parmakla gösterilirdi. Çok iyi tekmük oynardı. ( Şimdiki futbol maçı ) Mahalle maçlarında başı önde sahadan hiç ayrılmamıştı. Maç başlayınca geri gelir, kendini kaybettirir, sonradan ileri çıkar, ataklara katılırdı. Takımı ileri çıkmışken, rakip takım savunması buna önem vermez, defans elemanları yanında olmazdı. Top, Ali Rıza'yı severdi. Rakip kale önünde boş pozisyonda durur ve topun gelmesini beklerdi. Hata affetmez ve soğukkanlı bir vuruşla golü atardı. Gool diye öyle bir bağırır ve kaçardı ki, en hızlı koşan arkadaşı O'na yetişemezdi.

Günlerden bir gün Ali Rıza evde ders çalışıyordu. Kapı çalındı. Ali Rıza yan pencereden baktı. İki arkadaşı bekliyordu. Annesi Ayşe Hanım kapıyı açtı. Çocuklardan biri atıldı: Ali Rıza evde mi? Maçımız var da. O'nu çağırmaya geldik. Arkadaşlar bekliyor.
Ayşe Hanım: Ali Rıza'nın dersleri çokmuş. Yarın imtihanı varmış. Boşuna beklemeyin gelemez.
Aradan dakikalar geçti. Ali Rıza odanın içinde dört döndü. Eğer arkadaşlar gitmezse ben giderim, diye düşündü. Dönmeye devam etti. Ali Rıza sonradan yan pencerenin perdesini aralayıp kapı önüne baktı. Arkadaşları gitmemiş ve bekliyordu. Demek ki iş ciddiydi. Maç iddialıydı. Ali Rıza odadan çıktı. Mutfakta duran annesinin yanına gitti: Anne, arkadaşlar kapıda bekliyor. Derslerimi bitirdim. İmtihana hazırım ve en yüksek notu ben alacağım. Maça gideyim ha, ne dersin?
Annesi olur deyince Ali Rıza bir sevindi ki sormayın.

Maçın oynanacağı yere merdivenli yokuştan inilirdi. Ali Rıza yokuşun başında görününce arkadaşları arasında bir dalgalanma oldu. İşte Ali Rıza gelmişti ve bu maç kazanılırdı. Karşı takımın golcüsü Necdet uzun boyluydu ve elleri belinde bekliyordu. Ali Rıza'ya baktı. O'nu küçük görmedi ama büyük de görmedi. Arkadaşlarının neden Ali Rıza'ya bu kadar önem verdiğini anlamadı. Her zaman olduğu gibi gollerini birbiri ardına sıralar maçı kazanırdı.
Maç başlayalı on dakika olmuştu ki Necdet ikinci golünü attı. Sonrasında takımı rehavete kapıldı ve Ali Rıza sahneye çıktı. Şahlanan takım arkadaşlarıyla ileri atıldı. Ali Rıza'nın attığı dört golle maç 4-2 galibiyetle sonuçlandı.
Ali Rıza iddia gazozunu içerken, kimseyi alaya almadı. Daha sonra arkadaşlarından ayrılıp eve gelince annesi sordu: Ali Rıza maçı kazandınız mı?
Ali Rıza: Evet anne, kazandık. Onlar iki attı, ben dört attım ve maçı kazandık.
Annesi: Böyle olacağı belliydi. Ben senin kaybettiğini hiç duymadım.

------------------------------------------------------------------------


BİR ALİ RIZA BEY HİKAYESİ
Mustafa 2 yaşında, abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Üç kardeş annelerinin yanına gitti ve bir hikaye anlatmasını istedi. Anneleri Zübeyde Hanım başının ağrıdığını söyleyerek çocukları babalarına yönlendirdi ve şunu ekledi: Aman, dikkat çocuklar, ben size genelde insanlar hakkında hikaye anlattım. Babanız tilkili, kuşlu, ördekli hikaye anlatır ve hikayenin sonu tahminlerin dışındadır. Şok olursunuz. Dağılıp da gelirseniz sizi toplayamam bilmiş olun.
Ahmet: Sen bizi merak etme anne. Ben ve Ömer dağılmam, Mustafa hiç dağılmaz. Anlatsın bakalım babam hikayesini ve bizi şok etsin görelim.

Kardeşler, babalarının yanına geldiğinde Ali Rıza Bey kafasını elleri arasına almış, düşünceye dalmıştı. Ahmet olanları anlatınca hiç şaşırmadı. İnsanoğlunun çözülemeyen sorunları olunca dönüp dolaşacağı yer benim diyordu. Sonrasında Ali Rıza Bey şu hikayeyi anlattı: Bir ördek vardı. Yaşadığı çağa göre, ileri düzeyde zeka sahibiydi. Ördekler etrafında toplanır, oyunlar oynardı. Bu oynadıkları oyunlar eğlence içindi. Bizim ördekle ilgisi yoktu. Bizim ördek hayatı kendi kurgulamak isterdi. Bir kader yapıcının var olduğunu düşünmezdi. Yaşadığın kader oluyor derdi. Bir gün bu ördek üç ileri, bir geri yürürken etrafını tilkiler sardı. Onlarla söz düellosuna girdi ve onlara sorular sordu. Siz tilkisiniz ama kurttan ne farkınız var? İki tilki bir kurt eder diyorlar. Bir tilki bir kurt neden etmesin? İnsanlar hayvanat bahçesi yapıyor ve tilkiyi kafese kapatıyor. Neden tilkiler insanat bahçesi yapmıyor ve insanı tutsak etmiyor?

Aradan zaman geçtiği halde ördeğin sorduğu sorular bitmiyordu. Sonunda tilkiler, sensin, dedi ve ördeği bir tilkiden yüz kat daha zeki tilkiler kralının huzuruna çıkardı. Ördek tilkilere anlattıklarını tilkiler kralına da anlattı. Onunla söz düellosuna girdi. Bu durum tilkiler kralını rahatsız etti. Şu ördek de kimdi ve tilkiler dünyasına hücum etmişti? Bunlardan yüz tanesini toplasan bir tilki etmezdi. Tilkiler kralı, on yıllık krallığının son bombasını patlattı: -- Siz ördekler, kanatlarınız var uçuyorsunuz. Kanatlarınızı tilkilere verseniz, tilkiler dünyaya hakim olurdu. Neden dünyaya hakim olamıyorsunuz? Sizi engelleyen nedir?
-- Tilkiler kralı, biz dünyaya hakim olamıyoruz, siz de hakim olamıyorsunuz. O zaman gücünüzü kurtlara verin de kurtlar dünyaya hakim olsun, dedi. Bunu duyan kurtlar harekete geçti ve dünya yönetimini aldı.
Çocuklar, işte bundan dolayıdır ki, hiçbir kurdu evcilleştiremezsin. Sirklerde gösteri yapan aslanlar, kaplanlar evcilleştirilmiştir. Ben bunca yıllık yaşamım boyunca hiçbir kurdun sirkte gösteri yaptığını duymadım.

Ali Rıza Bey sözlerini tamamladığında oğulları şok halindeydi. Bildik bilginin dışına çıkılmış ve kendilerine bilinmedik bilgi verilmişti. Babalarının yanında ayrılırken, biraz daha özgür ve mutluydular. Tam özgürlük Ali Rıza Bey'in hikayelerinde saklıydı.

SON

Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994
 
  • Beğeni
Tepkiler: cimihendriks