Dikkat ÇekenlerFeaturedHaberler

Tasarım, Sportiflik ve İnovasyon: Alfa Romeo “156”




Alfa Romeo’nun 110 yıllık geçmişi üzerine kurulan ve otomotiv dünyasında iz bırakan hikâyelerin gözler önüne serildiği “Storie Alfa Romeo” web serisinin geçmişe yolculuğu sürdürüyor. Seri; güç, hafif yapı ve kontrolü sürüş gibi Alfa Romeo DNA’sının karakteristik özelliklerini harmanlayan “156” ile devam ediyor.

Alfa Romeo modelleri arasında gerek satış rakamları gerekse de kazandığı ödüller ve sportif başarılarla ön planda olanlar arasında 156’nın ayrı bir yeri bulunuyor. 1997 yılında satışa sunulmasının ardından 2005 yılına kadar 680 bin adedin üzerinde satış rakamına erişerek, bugüne kadar üretilen en iyi önden çekişli otomobillerden biri  olan 156’nın başarısının ardında, kuşkusuz markanın uzun yıllara dayanan tecrübesi ve birbiri üzerine eklenen teknik geliştirmeleri yatıyor.  

Alfa Romeo ve önden çekişli otomobiller

Dünya üzerinde üretilen ilk otomobillerin arkadan çekişli olmasına karşın, önden çekişli otomobil üretme fikri tasarımcıları her daim etkiledi. Bu durum ikinci dünya savaşının sonunda Alfa Romeo mühendislerini harekete geçirdi. Satta Puliga ve Busso, markanın 1900 modeli için önden çekişli bir geliştirme programını başlattı. 1950’lerin başında ise önden çekişli ve buna bağlı olarak çeşitli güç-aktarma organları üzerinde çalışmalar başlatıldı. Ancak bu çalışmalar endüstrileşme aşamasına gelemedi. Sonrasında Alfa Romeo, satışlarını artırmak adına Giulietta’nın altında konumlandırılan bir modelle ürün gamını genişletmeye karar verdi. Bu kapsamda marka satışlarına ivme kazandıracak hızlı bir otomobilin üretilmesi hedeflendi. Yeni proje; çeşitli Giulietta versiyonlarının da ‘babası’ olan Rudolf Hruska’ya emanet edildi ve bu doğrultuda yeni otomobile ek olarak üretileceği fabrikanın tasarım sorumluluğu da kendisine verildi. Neticede Alfa Romeo’nun bir model için bir fabrika tasarlayıp inşa ettirdiği, ilk önden çekişli modeli olan Alfasud doğdu. Rudolf Hruska Alfasud’u değerlendirirken; “Her şeyden önce önden çekişli olmalıydı. Kompakt sınıfta, lükspremium ve geniş bagaja sahip beş kişilik bir otomobil olmalıydı” ifadelerini kullandı.  

Aerodinamik tasarıma uygun motor

Alfasud’un 1.2 litre hacimli motorunda karşılıklı yatay silindirleri ile “boxer” tipi motor tercih edildi. Sıralı 4 silindire göre bu daha alçak bir yapıydı ve aerodinamik bir tasarım için daha uygundu. Bagaj alanını ve erişimini iyileştirmek için benzersiz “iki hacimli” gövde oluşturuldu. Uygulanan mimaride yakıt deposu arka koltuk sırtlığı ile bagaj arası yerine arka koltuğun altında entegre edildi. Böylece 400 litre ile son derece büyük bir bagaj kullanıma sunuldu. Bu yenilikçi uygulama daha kullanışlı ve daha güvenli olması itibariyle kısa sürede yaygınlaşarak diğer markalar tarafından da kullanılmaya başlandı. Alfasud’un ilk önemli siparişi tasarımcı Giorgetto Giugiaro tarafından alındı ve büyük bir ticari başarı yakaladı. Genç tasarımcı, alan ve boyut arasındaki ilişkiyi en iyi şekilde değerlendirmek için “yüksek arka kısım” tasarımını hayata geçirdi ve akıcı bir tasarım çizgisiyle aerodinamik ön taraf ile arka kısmı birbirine bağladı. Alfa Romeo, Alfasud’un üretime girdiği 1972 yılında, 1 milyonun üzerinde adetle, kuruluşundan o güne kadarki en yüksek üretimini hacmine ulaştı. Alfasud itek başına 1972 ile 1984 yılları arasında 900 bin 925 adet üretildi ve tüm zamanların en çok satan Alfa Romeo’su olarak tarihe geçti. 

Rasyonel üretim süreçleri 

Alfa Romeo, 1986 yılında 1933 yılından bu tarihe kadar markanın sahibi olan devlete ait olan IRI şirketinden Fiat Grubu’na satıldı. Tüm endüstriyel entegrasyon süreçlerinde olduğu gibi, ilk yıllar üretim ve tedarik zincirlerinin daha rasyonel hale getirilmesine ayrıldı. 1980’li yıllar; tüm otomobil üreticilerinin parolası olan “sinerji” doğrultusunda, üretim süreci ve ürünlerin giderek daha da standartlaştığı yıllardı. Maliyetler nedeniyle birçok ortak parça kullanımı yaygınlaşırken, tasarımcılar da yaratıcılığı engelleyen katı kısıtlamalara uymak zorunda kaldılar. Daha sonraki yıllarda ise müşterilerin abartılı kalıplardan hoşlanmaması ve daha özgün otomobilleri aramaya başlamaları doğrultusunda bu kurallar esnetildi. Markaların kişiliği geri döndü ve bu dönüm noktası yüzyılın başındaki otomobil tasarımının tarihini değiştirdi. 

Yüksek performans, sportif sürüş ve yeni tarzlar…

Yaşanan bu süreçlerin ardından köklerine dönüşü hızlandıran Alfa Romeo, genç Enzo Ferrari’nin ilk adımlarını attığı görkemli yarış takımı Alfa Corse’yi yeniden canlandırmak için harekete geçti. 155 GTA modeli, 1993 yılında markalar için bir gövde gösterisi niteliğinde olan DTM’e katıldı. 20 yarıştan 11’ini birinci bitiren pilot Nicola Larini, Alfa Romeo’yu ilki Nürburgring olmak üzere tekrar podyumun en üst basamağına taşıdı. Pininfarina tarafından tasarlanan 164 modeli ise 1987 yılında markanın ilk önden çekişli amiral gemisi olarak yollara çıkmıştı. Bu tarihten sonra, şirketin kendi bünyesinde olan Centro Stile Alfa Romeo’nun rolü giderek daha da önemli hale geldi. Ardından Arese’de kullanılan teknoloji ve süreçler değişirken tasarım ve prototip oluşturmak için yeni bilgisayar destekli sistemler devreye alındı. Platform tasarımıyla entegre olarak çalışan Centro Stile ekibi, teknolojik seçimlere de dahil oldu. Biçim ve özün her zaman birlikte hareket etme felsefesi, Alfa Romeo’nun güzellik anlayışının gereği olarak bir kez daha gözler önüne serildi. 

Yeni ürün serisi tasarlandı

Centro Stile bir modelin tasarımına hayat vermekle birlikte aynı zamanda tüm bir seriye de hayat verdi. Alfa Romeo 1995 yılında orijinal iki hacimli mimari ve 145 modeliyle “C” segmentine girdi. Ertesi yıl bunu iki buçuk hacimli versiyon 146 takip etti. Sonrasında Pininfarina işbirliği ile GTV ve Spider spor modelleri yollara çıktı. Asıl dönüm noktası ise 156 modeliyle gerçekleşti. Güç, yenilik ve gelişmişliğin kusursuz karışımı olan 156’da ön bölüm oldukça dikkat çekici bir tasarıma sahipti. Önden bakıldığında gövde ile aynı hizada olan çamurluklar, yola oturan ve güçlü bir görünüm sundu. Cam ve metal yüzeyler arasındaki ilişki, bir sedandan çok bir coupe modeli andırmasıyla da ilgi topladı. Arka kapı kolları yukarıya cam çıtasına gizlenirken, yandan bakıldığında göze çarpan düzgün yüzeyler şık ama bir o kadar dinamik bir görünümü beraberinde getirdi. Walter De’Silva tasarımı olan otomobil; “Dururken bile hala hareket ediyor hissi veriyor” şeklinde yorumların yapılmasını sağladı.   

Aynı zamanda 156; Carabo ve Montreal modellerinin karakteristik özelliklerini de yeniden canlandırdı. Yine Alfa Romeo tasarımcıları, markanın müzesindeki koleksiyondan da esinlenerek 1938 model 8C 2900 B’nin renginden ilham aldılar. Bu kapsamda, katmanlı kaplama ile yanardöner parıltıya sahip “Nuvola” mavisi geliştirildi. 

Gelişmiş sportiflik kavramı  

Tasarımının yanında teknik açıdan da heyecan uyandıran Alfa Romeo 156 için, güç, hafiflik ve kontrolü bünyesinde barındıran “gelişmiş sportiflik” kavramı ön planda tutuldu. Markanın sürüş karakterini ifade eden bu formül için magnezyum veya özel olarak işlenen çelik gibi yenilikçi malzemeler devreye alındı. Son derece gelişmiş süspansiyon sistemleri kullanıldı ve yol tutuş performansı ile düz gidiş stabilitesini iyileştirmek için mekanik sistemde hassas ayarlamalar yapıldı. Tasarım ve sürüş özellikleriyle herkesin gönlünü kazanan Alfa Romeo 156, döneminin en heyecanlı sedan otomobili olmasının yanında motorsporlarındaki başarılarıyla da adından söz ettirdi. Model, Gran Turismo şampiyonasında 10 yıl içinde 13 şampiyonluk kazandı. 

Common rail’in doğuşu 

156 modeli satışa sunulduğunda altı farklı motor seçeneğine sahipti. Busso V6 motora ise ilk kez çift ateşleme ve silindir başına dört supap teknolojisini bir arada kullanan üç farklı “Twin Spark” motor eşlik etti. Ayrıca yenilikçi bir yaklaşımla Alfa Romeo bir devrimi başlattı ve 156 modeli “dünyada “common rail” enjeksiyon sistemiyle yollara çıkan ilk otomobil oldu. Bu teknoloji, ilk kez dizel motorların benzinli seviyesinde performans sessizlik ve konfor sunmasını sağladı. Portekiz’in Lizbon kentinde düzenlenen bir etkinlikle otomobilin 1.9 ve 2.4 JTD versiyonları, gazeteciler tarafından test edildi ve büyük beğeni gördü.   

‘Yılın Otomobili’ Ödülü 

156, aynı zamanda halkın ve eleştirmenlerin kalbini kazanarak Alfa Romeo’ya uluslararası “Yılın Otomobili” ödülünü getirdi. Birkaç yıl sonra aynı tasarım dili dışında aynı platform, süspansiyon ve motorlarla yollara çıkan küçük kardeşi 147 de 2001 yılında aynı ödülü kazandı. 

Baris Inselel

25 yaşında, Özyeğin Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi mezunu insan evladı. 4 teker ve 2 teker sevdasını Otopark.com çatısı altında sürdüren bir petrolhead.

İlgili Makaleler

20 Yorum

  1. 😍 🧿

    Görmek istediğim konu tipi , alfa övülsün gerisi müüüühööömm deeeel :D

  2. 17 jant ,yeni lastik ,kule gergisi,eibach kombinasyonlu bir 156 kullandım, benim stock 156 ile arasında dağlar kadar fark var.Virajda tren gibi dönüyor , ondan sonra benim araba güvensiz gelmeye başladı :D
  3. 156’nın yılına göre çok ötede, tasarım açısından zamansız olduğuna hem fikirim.

    Ama Giulietta, MiTo gibi güncel Alfa’ları sırf ortak parça kullanımından ötürü gömme mentalitesindeki 156 sahiplerinden de gına geldi.

    Sonuçta bugünün şartları için oldukça ekonomik araç. Keşke, birisi alıp, pistte koşturmalık tatlı tatlı doldursa, pistlerde görsek şu arabayı da, güncel alfalara göre gerçek manada farkının olup olmadığı görebilsek.

  4. "Abi sıkıntılı değil ya, bakımsız olarak her araba problemli zaten"

    (Aracı almak için yanına gidilir)

    "Abi 5000’de 1 litre yağ yakıyor, rektefiye yaptık gene düzelmedi, ön takımda boşluk var kasislerden geçerken ses yapıyor, abs sensörü arızasından arada abs devre dışı kalıyor, iç ortam plastikleri çizik içinde" vs vs. Abartı mı ? Alfa görmeseydim abartı derdim :) Güzel mi, güzel. Hisli mi, hisli. Fakat olmayan bir şeyi giydirmeye çalışmak gerçekten abes duruyor. "Garage queen" yapılacaksa zaten ne anlamı var :)

    Bir de tamam eyvallah, kullanımı keyifli ve hisli bir araç, limitleri de düşük değil ama şu araca yapılan track car muamelesi de apayrı. 2000’lerden sonra üretilen araçlardan iyi kondisyonda olan versiyonlarından birinin 90’la girdiği viraja diğeri 110’la giremez arkadaşlar. Yok öyle bir şey. Kullandığı lastik belli, aracın ölçüleri belli, geometri vs bir fark oluşturur ama sanki son teknoloji bilmemne amortisörü var muamelesi var.

    Alfa kullanırken arkanızdaki adam başka bir araçla viraja mı giremedi ? Belki ya kendini riske atmak istemedi ya da yeterince tecrübesi yok ? Bir gün filanca marka bir arabada tecrübeli bir sürücü denk gelir, gözünü karartıp girer. "Nasıl ya" diye izlersiniz aynadan. O yol tutmuyor denen megane 1’ler, palio sportingler ile neler yapıyor millet tırmanmada. Modern Alfa’lardaki o fiat parçaları benim de hoşuma gitmiyor. Zaten çoğu aracın direksiyon hissi eskisi gibi değil. Fakat bir 156 ile giulietta veya mitoyla oynarım diye düşünüyorsanız, iki kere düşünmenizi şiddetle tavsiye ederim.

    He dip not. Burayı okuyup gaza gelip mk1 156 ile bir şey deneyecek arkadaşlar varsa aman diyeyim. Önce şunu izlesinler:

    İşin özü, güzel araba. Fakat gördüğü muameleden yavaş yavaş gına gelmeye başladı.

  5. Alfalar genel olarak sürüş zevkleri ile ön planda olan markalardan biri.
    Petrolhead herkesin kısa süreli bile olsa sahip olması gereken araba markalarından biri olduğunu düşünüyorum. (Başka bir iki marka-model var da söyleyip insanları uyandırmasam daha iyi galiba şu piyasa şartlarında)
    Ancak şu ana kadar üretilmiş her arabada olduğu gibi onların da sorunları vardı. Bu sorunların sayısı ve yaşanma ihtimali normal arabalara göre daha fazla.

    Bu konuda çok fazla ve çok farklı arabalara sahip olmuş @dthhasan abinin yorumlarını da merak ediyorum açıkçası :)

  6. Alfalar genel olarak sürüş zevkleri ile ön planda olan markalardan biri.
    Petrolhead herkesin kısa süreli bile olsa sahip olması gereken araba markalarından biri olduğunu düşünüyorum. (Başka bir iki marka-model var da söyleyip insanları uyandırmasam daha iyi galiba şu piyasa şartlarında)
    Ancak şu ana kadar üretilmiş her arabada olduğu gibi onların da sorunları vardı. Bu sorunların sayısı ve yaşanma ihtimali normal arabalara göre daha fazla.

    Bu konuda çok fazla ve çok farklı arabalara sahip olmuş @dthhasan abinin yorumlarını da merak ediyorum açıkçası :)

    Kendi alfamın başlığında anlattığımın üstüne çok bişey ekleyemiyorum. 10 kere bozuldu 3-4 kere çekici ile sanayiye gitti. Ben severim yaşattığı hissiyatı ama ingiliz elemanın dediği gibi diğer 4 ü sanayideyken kullanmak için başka araba almak lazım. Tabi herkes benim yaşadıklarımı yaşamak zorunda değil ama sorun yaşamayan sayısının çok az olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Ya benim arabanın ruhsatında albea yazıyordu arabanın ruhsatı bile bozuldu 😁

  7. Söyleyeceklerim forum için değil, genel sosyal medya yorumları üzerinden olacak. Zira bu forumdaki araba sevdalılarının kalitesini, bilgisini ve düşüncelerini çok iyi biliyorum.

    Hayatımda hiç Alfa kullanmadım. Deneme fırsatım olmadı. Ama Alfa sevdalısı olanların aracın sürüşüyle ilgili anlattıkları hisleri iyi tahmin ediyorum. Neticede 90’lardan beri üretilen tüm Ford’ları kullanmış / sahip olmuş biri olduğum için az buçuk anlayabiliyorum neyi kastettiklerini.

    Bence yorumlarla ilgili asıl problemin, bir markanın, modelin, otomobilin yapabildiği ve gerçekten iyi olduğu bir özelliğini klasik ve bence cahil bir zihniyetle abartarak, sürekli ve rakipleriyle kıyaslayarak tekrarlamak olduğunu düşünüyorum. Bu forumda bu bilinçsizlikte birini bulmak zor. Ama sosyal medya yorumlarında bu tipler kaynıyor. Otomobillere dair ‘ amma abarttınız be kardeşim ‘ algısı buradan çıkıyor.

    Geyik testlerinin yol tutuş ve viraj limiti testi ölçmeye yaramadığını zaten insanlara anlatamadık. Bu videoların altına yapılan yorumlara, Focus sürüş testi videolarının altına yapılan yorumlara bir baktığınızda, benzer Alfa durumunun, bunlarda da olduğunu görürsünüz. Asıl tartışma zaten hep bu zihniyettekilerin yorumlarından çıkıyor. Bu bıkkınlık seviyesindeki cahilliğe ve ‘ amma abarttın kardeşim ‘ bezmişliğine insanları getiren örneklerden birini vermek gerekirse her platformda çokça dalga geçilen ve savunulan modellerden biri olan B8 Passat’ın yol tutuş muhabbeti buna çok iyi örnektir. Focus’un yol tutuşunu öveceğim diye geyik testini, şunu bunu örnek alıp kendisinden üst segment araçtan bile daha iyi yol tutuyor diye yorumu yapıştırıp fitili ateşliyorlar. Kısa, kombine virajlarda değil ama yüksek hızlı, uzun virajlarda iyi kondisyona ve modele sahip lastiği olan bir Passat’ı ancak bir kaç boy arkadan izler Focus. Ama bunu anlatamazsın. Arabadan anlamıyorsun, vagcı falan derler. Çünkü amma abarttın kardeşim derecesinde cılkı çıkmıştır mevzunun.

    Velhasıl, Alfa’nın sürüş hissi ve viraj yetenekleri konusu tıpkı Ford’da olduğu gibi bilinçsiz, cahil ve bence çoğunluğu oluşturduğu kitlelerin abartılarından dolayı bu hale geliyor. Bir şeyi değerlendirirken abartmamak, doğru anlayıp doğru anlatmak, yerinde karşılaştırmalarla bu işi yapmak çok önemli. Bu bizim insanımızda olmadığından konu her daim ‘ amma abarttınız be kardeşim ‘ noktasına gelmeye mahkum.

  8. Bence yorumlarla ilgili asıl problemin, bir markanın, modelin, otomobilin yapabildiği ve gerçekten iyi olduğu bir özelliğini klasik ve bence cahil bir zihniyetle abartarak, sürekli ve rakipleriyle kıyaslayarak tekrarlamak olduğunu düşünüyorum. Bu forumda bu bilinçsizlikte birini bulmak zor. Ama sosyal medya yorumlarında bu tipler kaynıyor. Otomobillere dair ‘ amma abarttınız be kardeşim ‘ algısı buradan çıkıyor.

    Yoo çok kolay. Sen biraz daha naif yaklaşmaya çalışıyorsun abi de herkes çok rahat bulur yani zor değil. :)

    Beni de genel olarak çoğu kişi bilir. İtalyan otomobillerini seven ve düşkün biri olarak ben bile illallah ettim.

    Bir de aldığı her otomobilin fanı olmak var o daha da bir garip…

    Neyse.

    156 güzel otomobil. Günahıyla sevabıyla sevdiğim bir otomobil.

  9. Yoo çok kolay. Sen biraz daha naif yaklaşmaya çalışıyorsun abi de herkes çok rahat bulur yani zor değil. :)

    O konuda kesinlikle haklısın. Neticede yeni veya henüz daha tanımadığımız üyeler de geliyor. Ama benim kastetmeye çalıştığım üye profili genelde forumun gediklisi veya öyle ya da böyle tanıdığımız kişiler aslında. Yoksa çürük elme her yerde var :D

  10. Söyleyeceklerim forum için değil, genel sosyal medya yorumları üzerinden olacak. Zira bu forumdaki araba sevdalılarının kalitesini, bilgisini ve düşüncelerini çok iyi biliyorum.

    Hayatımda hiç Alfa kullanmadım. Deneme fırsatım olmadı. Ama Alfa sevdalısı olanların aracın sürüşüyle ilgili anlattıkları hisleri iyi tahmin ediyorum. Neticede 90’lardan beri üretilen tüm Ford’ları kullanmış / sahip olmuş biri olduğum için az buçuk anlayabiliyorum neyi kastettiklerini.

    Bence yorumlarla ilgili asıl problemin, bir markanın, modelin, otomobilin yapabildiği ve gerçekten iyi olduğu bir özelliğini klasik ve bence cahil bir zihniyetle abartarak, sürekli ve rakipleriyle kıyaslayarak tekrarlamak olduğunu düşünüyorum. Bu forumda bu bilinçsizlikte birini bulmak zor. Ama sosyal medya yorumlarında bu tipler kaynıyor. Otomobillere dair ‘ amma abarttınız be kardeşim ‘ algısı buradan çıkıyor.

    Geyik testlerinin yol tutuş ve viraj limiti testi ölçmeye yaramadığını zaten insanlara anlatamadık. Bu videoların altına yapılan yorumlara, Focus sürüş testi videolarının altına yapılan yorumlara bir baktığınızda, benzer Alfa durumunun, bunlarda da olduğunu görürsünüz. Asıl tartışma zaten hep bu zihniyettekilerin yorumlarından çıkıyor. Bu bıkkınlık seviyesindeki cahilliğe ve ‘ amma abarttın kardeşim ‘ bezmişliğine insanları getiren örneklerden birini vermek gerekirse her platformda çokça dalga geçilen ve savunulan modellerden biri olan B8 Passat’ın yol tutuş muhabbeti buna çok iyi örnektir. Focus’un yol tutuşunu öveceğim diye geyik testini, şunu bunu örnek alıp kendisinden üst segment araçtan bile daha iyi yol tutuyor diye yorumu yapıştırıp fitili ateşliyorlar. Kısa, kombine virajlarda değil ama yüksek hızlı, uzun virajlarda iyi kondisyona ve modele sahip lastiği olan bir Passat’ı ancak bir kaç boy arkadan izler Focus. Ama bunu anlatamazsın. Arabadan anlamıyorsun, vagcı falan derler. Çünkü amma abarttın kardeşim derecesinde cılkı çıkmıştır mevzunun.

    Velhasıl, Alfa’nın sürüş hissi ve viraj yetenekleri konusu tıpkı Ford’da olduğu gibi bilinçsiz, cahil ve bence çoğunluğu oluşturduğu kitlelerin abartılarından dolayı bu hale geliyor. Bir şeyi değerlendirirken abartmamak, doğru anlayıp doğru anlatmak, yerinde karşılaştırmalarla bu işi yapmak çok önemli. Bu bizim insanımızda olmadığından konu her daim ‘ amma abarttınız be kardeşim ‘ noktasına gelmeye mahkum.

    Tam olarak anlatmak istediğim buydu. Son paragraf da özeti olmuş.

  11. İyi hoş da ülkemizde otomobil kültürü şelale gibi akan alan değil :).Daha 20-30 yıl önce herkesin Tofaş/Oyak-Renault ve ondan da 30 yıl önce herkesin yayan gezdiği düşünülürse, yapılan yorumların über mantıklı olmasını düşünmek hatta onları mantık çerçevesinde eleştirmek saçma gelir.

    Yani birisi örnek gösteriyorum misal E21 kasa BMW ye binmeden kullanmadan E30 kasanım yorumu havada kalır aynı şekilde sadece E36 binen binen birisi E46-E30 u bilmeden tam manasıyla yorum yapamaz. Bütün bunlar düşünüldüğünde ülkemizde bu kadar geniş otomobil portföyüne ulaşmak için çok varlıklı-zengin veya otomobil editörü olmak gerekir.Süreci geçmişi dönemi bilmeden yapılan yorumlar havada kalır bir Mercedes C bilinmeden BMW 3 eksik kalır aynı şekilde bir alt nesil Mercedes bilinmeden üst nesili havada kalır.

    İnsanımız kendince yorumluyor, abartanları uçanları kaçanları bir kenara ayırırsak yine de okumaktan zevk aldığım 3-5 insana rastlasam kar kar mantığındayım.

    Alfa, Ford mevzusuna girmeyeceğim polemikçi olarak yaklaşmak istemiyorum.

    Sadece şunu diyebilirim, daha önceden de bir yere yazmıştım örnek veriyorum Golf 5 denilen aracın limiti Focus 2 den daha yüksek olabilir fakat limite kadar veya limit ötesinde verdiği haz Golf’ten keyifli ise sürücü olarak benim için 1-0 öndedir. Pistte yapılacak 1-2 sn farktansa keyifli bir otomobili kullanmak veya onu istemek ayrıdır.Alfa, Ford ya da BMW’nin sunduğu şeylerden biri de budur kanımca.

    Evet, şu anki araçların limitleri daha yüksek ama yukarıdaki bahsettiğim bağlamda limite kadar bana ne sunabiliyora bakarım ben, sonuçta kimse sen daha hızlı orayı döndün diye madalya takmıyor, rallide değiliz, profesyonel yarışçı da değiliz.Aldığım hissiyata bakarım kullanıcı olarak, ondan zaten limitleri düşük kayma potansiyelleri yüksek eski araçları seviyorum, über iyi yol tuttuklarından değil.

  12. @Cenk abinin dediklerine sonuna kadar katılmakla beraber bu duruma sebep olan durumun asıl sebebinin yine fiyatlardan dolayı olduğunu düşünüyorum. Bu kadar para verdiysem çok iyidir, iyi olmak zorunda, en iyisi, mükemmel diye düşünülüyor.

    her platformda çokça dalga geçilen ve savunulan modellerden biri olan B8 Passat’ın yol tutuş muhabbeti buna çok iyi örnektir. Focus’un yol tutuşunu öveceğim diye geyik testini, şunu bunu örnek alıp kendisinden üst segment araçtan bile daha iyi yol tutuyor diye yorumu yapıştırıp fitili ateşliyorlar. Kısa, kombine virajlarda değil ama yüksek hızlı, uzun virajlarda iyi kondisyona ve modele sahip lastiği olan bir Passat’ı ancak bir kaç boy arkadan izler Focus. Ama bunu anlatamazsın. Arabadan anlamıyorsun, vagcı falan derler. Çünkü amma abarttın kardeşim derecesinde cılkı çıkmıştır mevzunun.

    Buna ek olarak bir şey daha söylemek istiyorum. Arabalarımızı, yani sahip olduğumuz octavia ve superbi, eleştirdiğim zaman çoğu kişinin hoşuna gidip tabir caizse alkış alırken bu arabalarda beğendiğim şeyleri söylediğimde de vagcı yada arabadan anlamıyorsun ithamı geliyor :) Genel düzeye bakıldığında çok yönlü arabalar olduğunu söyleyince hele oooo sen ne yaptın oluyor :) :) Müthiş eğleniyorum şu tepkileri alınca, çünkü kimin arabadan ne düzeyde anladığı belli oluyor :D

    Burada da geçenlerde bir başlıkta gördük, vw yerdik ohhhhh petrolhead olduk bu gün de çok şükür diye gezinen tipler de var :D Şunu söyleyenlerin bindikleri arabaları da biliyoruz ya neyse :D

    JDM lover diye dolanıp üretildiği arabanın aslında Sakarya’dan veya Kocaeli’den gelme olduğundan ve JDM ne demek haberi olmayanlardan da ayrı gına geldi :D Hadi bunları da kabul edelim de Japonya ile hiçbir bağlantısı olmayan, atıyorum Fransız arabasında JDM stickerı görünce de apayrı gülüyorum zaten :)

    Yere sürtmezse sıkıntı, basıııkkk diye ortada dolanan arkadaşlar da zaten araba katletmekle meşgul oldukları için onları hiç saymıyorum bile.

    Yani sözün özü bizim insanımıza otomotiv kültürünü kazandırmamıza daha çooooook var :D

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu