Muhterem
@g.c. hitaben,
Zatıâlilerinizin bu muteber otopark.com meclisinde, bendeniz gibi nice senelik bir yol erinin yazısına o eski zaman lisanını andırır üslupla yönelttiği sual karşısında, fikren derin bir tefekkür ve hayranlık içerisine düştüm. Zira bu kadim forumda, dört tekerlekli âlemlerin türlü incelikleri üzerine uzun uzun sohbet etmiş, nice contadan yağ kokusuna kadar her türlü tecrübeyi tatmış bir âşık olarak, böyle incelikli ve tarihi bir mukayese ile karşılaşmak gerçekten nadir bir zevktir.Fakat efendim, zatınızın “Alfa Romeo’nun kuvve-i beygiriyesinin, Asitane’de dahi kullanılan ve padişah ahırlarında itinayla yetiştirilen cins Arap atlarından müteşekkil olduğu” yolundaki sorusuna açıkça cevap vermek icap ederse: Hayır muhterem kardeşim, kat’iyen hayır! Bu, tarih boyunca yapılmış en büyük yanlış kıyaslardan biridir. Çünkü Alfa Romeo’nun o kudretli ve asil kuvveti, ne Osmanlı’nın ünlü ahırlarından, ne de başka herhangi bir at soyundan gelmektedir. O kuvvet, Milano’nun dar ve tarihi sokaklarında, Arese’nin mübarek topraklarında, İtalyan ruhunun en ateşli ve en asi damarlarından doğmuştur.Bir Alfa motoru yüksek devirlerde çalışırken çıkardığı o eşsiz nağme, hiçbir atın nal sesine, hiçbir hayvanın kişnemesine benzemez. O, adeta bir opera sahnesinde yükselen en tutkulu aryadır. Hele o meşhur Quadrifoglio’nun V6’sı… Virajlarda sizi adeta kucaklar, ıslak zeminde dahi gazı köklediğiniz anda size “korkma, ben arkandayım” hissi bahşeder. Bunu bir defa tadanı başka hiçbir marka tatmin etmez.Arap atlarına gelince; bendeniz onlara karşı en ufak bir garaz taşımam. Lakin bir otomobilin hakiki ruhu, atların gücüne benzetilerek anlaşılamaz. Bir vasıta, sürücüsüne hürriyet, tutku ve o derin “ben senin için yaratıldım” duygusunu vermelidir. Bu duyguyu en saf, en coşkulu ve en İtalyan şekliyle yalnız Alfa Romeo sunar.Bu sebeple zatınıza içten bir teklifte bulunmak isterim:Yolunuz bir gün bir Giulia veya Stelvio ile kesişirse mutlaka tecrübe buyurunuz. Yetmezse o eski ve unutulmaz 156 GTA’yı, 147 Cup’ı, o sade ama efsanevi Alfasud’u, rüzgârı yaran Spider’ı ve hatta efsaneler efsanesi Montreal’i dahi bir defacık olsun direksiyona geçirmeyi ihmal etmeyiniz. Zira o klasik modellerin her birinde hâlâ o saf İtalyan ruhu, o mekanik saflık ve o tarifsiz heyecan yaşamaktadır. Özellikle bir 156’nın koltuğuna oturduğunuz anda, nice modern makinenin veremediği o “ben seninle birlikte dans ediyorum” hissini anında kavrayacaksınız.Zira gerçek tutku, soğuk disiplinlerde, ağır konforlarda veya fazla mağrur sportifliklerde değil; sadece ve sadece Alfa Romeo’nun kalbinde, o İtalyan toprağının en asi ve en ateşli damarında saklıdır.Bu uzun ve samimi izahatımı hoş görünüz. Zira bir kere bu yola giren bir âşık bırakmak pek kolay değildir.
Motorlarınız her daim serin, yollarınız bol virajlı, egzoz sesleriniz de daima büyüleyici olsun.
En derin hürmetlerimle, Bendeniz, Mekanik Tutkunun ve Quadrifoglio’nun Sadık Kulu.