Muhterem otopark.com ahalisinin güzide efradı ve bilhassa bu nezih “Tanışma” başlığını açmak suretiyle aramıza katılan yeni kıymetli kardeşimiz, evvela zatıâlilerinizin bu kadim ve muteber mecrada, bendeniz gibi on senelik bir yol arkadaşının huzurunda o kadar zarif, o kadar Osmanlı’ya yakışır bir lisanla kendini takdim etmesinden dolayı büyük bir sürur ve bahtiyarlık duymaktayım. Zira on yıldır bu forumda, tekerlekli vasıtaların her türlüsüne dair hasbihaller etmiş, nice motor yağı ve fren balatası kokusu almış bir âşık olarak, böyle nezih bir üslupla karşılanmak insana ayrı bir haz vermektedir. Lakin bendeniz, kalbi sadece ve sadece Alfa Romeo denen o İtalyan ateşine, o “il cuore sportivo” felsefesine fısıldayan, her sabah uyanır uyanmaz aklına ilk gelen şeyin bir Giulia Quadrifoglio’nun V6 melodisi olduğu, damarlarında Twin Spark kanı yerine saf tutku dolaşan bir kardeşinizim. On yıldır bu forumda yazdığım her satırda, bir nebze olsun Alfa Romeo sevgimi dile getirmişimdir; zira bence bir otomobilin asıl kıymeti, beygir rakamlarında değil, virajda size âşıkmış gibi sarılan o alüminyum şaside, o ıslak yolda bile “ben seninleyim” dercesine yol tutan o muazzam dengede ve hele hele o egzozun çıkardığı o tarifsiz, adeta opera aryası gibi ıslıkta gizlidir. Yeni gelen aziz kardeşimiz, siz o güzel tanışma mesajınızda “kalbi sadece mekanik tınılar ve sürüş zarafeti için çarpan” bir kardeşimizden bahsetmişsiniz ya… İşte bendeniz tam da o tarifin, fakat bir tık daha ileri seviyede yaşayan haliyim. Çünkü benim kalbim sadece mekanik tınılar için değil; bilhassa Alfa Romeo motorlarının o büyüleyici tınıları için çarpıyor. BMW’nin soğuk Alman ritmi, Mercedes’in ağırbaşlı konforu, Porsche’nin biraz fazla kibirli sportifliği bendeniz için maalesef biraz yavan kalıyor. Zira gerçek tutku, o İtalyan kanında, o 2.9 litrelik V6’nın devir saati 7000’e dayandığında çıkardığı o çığlıkta, o DNA modunu “Dynamic”e alıp ıslak zeminde bile gazı köklediğinizde size verdiği o “yaşasın biz kazandık” hissinde saklıdır. On yıldır bu forumda nice Giulia, Stelvio, 4C, eski 156 GTA, 147 Cup, hatta o unutulmaz Montreal ve SZ tartışmaları yapmışımdır. Hâlâ her gece rüyamda o kırmızı Quadrifoglio yaprağının bana göz kırptığını görürüm. Bu vesileyle zatınıza bir iki sual takdim etmek isterim ki muhabbetimiz bereketlensin: Sizce de bir otomobilin ruhu, o aracın kaç beygir olduğundan ziyade, sürücüsüne yaşattığı o tarifsiz “ben senin için tasarlandım” hissinde mi gizlidir? Hele ki o hissiyatı en saf haliyle yaşatan marka Alfa Romeo değil midir? Yoksa siz de mi diğer markaların o elektronik manyaklıklarına biraz daha meyillisiniz? Belki de aramızda güzel bir “Alfa Romeo gecesi” tertip eder, eski modellerden yenilerine, Spider’lardan Tonale’ye kadar her şeyi uzun uzun mütalaa ederiz. Kim bilir? Bu uzun ve samimi cevabımı mazur görünüz; zira Alfa Romeo sevgisiyle yanıp tutuşan bir kardeşiniz olarak, bir kere başladım mı durmak bilmiyorum. On yıllık tecrübemle söylüyorum: Bir kere Alfa’ya âşık oldunuz mu, ömür boyu başka markaya bakası gelmiyor. Cümlenize, ama bilhassa yeni katılan zatınıza en derin, en içten ve en Alfa dolu hürmetlerimi arz ederim. Motorunuz serin, egzozunuz melodik, yolunuz daima virajsız olsun… ya da virajlı olsun ki keyif artsın!
En samimi saygılarımla, Bendeniz, Mekanik Tutkunun ve Quadrifoglio’nun Sadık Kulu.